Thursday, August 22, 2013

Bülent Arınç da Sabetayist mi?

 Bülent Arınç da Sabetayist mi?



Bülent Arınç da Sabetayist mi?
Bülent Arınç da Sabetayist mi?

Bülent Arınç, 1948 yılında sıcak bir mayıs ayının 25'inde Bursa'da dünyaya geldi. Arınç, doğumuyla da her insan gibi olmayacağının, aykırı cephede yer alacağının işaretlerini veri­yordu. Arınç'ın doğumu sıradan bir doğum değildi, önce ba­cakları görünmüş, paniğe kapılan doğumdakiler, onu ana kar­nında düzeltmeye çalışmışlarsa da becerememişler, bacakla­rından tutarak çekip çıkartmışlardı.

Evet; 13.733.688.728 T.C numaralı Bülent Arınç 25.05.1948 tarihinde Bursa'da ters bir doğumla gözlerini dünyaya açıyordu. Arınç'ın, Manisa Merkez ilçe Büyük Süm­büller Köyü'nde yer alan kütüğü 1959 yılında Manisa merkez ilçeye naklediliyordu.

Bülent Arınç, her ne kadar babasını "Komutan" olarak ta­nımlasa da 13.748.688.218 kimlik numaralı babası İbrahim Arınç, Jandarma uzatmalısı olarak tanınıyordu. Arınç'ın dede­sinin kütükte geçen ismi Ahmet, nenesinin adı ise Raziye ola­rak yer alıyordu. Baba Arınç 28.12.1908 tarihinde Manisa'da doğmuştu.

15

Musa'nın Mücahiti İbrahim Arınç'ın annesi Raziye'nin, 13.691.690.184 nu­maralı kimlik bilgilerinden gördüğümüze göre baba adı Meh­met, annesinin ismi ise Gılman'dı. Raziye Hanım Bergama'da doğmuştu. Bergama'ya da Girit'ten gelmişlerdi. Girit'e gitme­leri ise Siirt'in Baykan ilçesi Arınç köyünden olan, Arınç aile­sinin Tunceli ve yöresinde isyana kalkışmaları sonucuydu. Böylece Tayyip'in karısı Emine'den, Abdullah Gül'den, Beşir Atalay'dan sonra Siirt kökenli olduğu belgelenen Arınçlar, Bedirhan aşiretinin uzantılarındandılar. Osmanlı bunları Girit'e sürdükten sonra Girit isyanları başlamıştı. Arınç'ın İbrani kö­kenli dedeleri Osmanlı'ya başvurarak bugünkü deyimle Koor­dinatörlük istemiş, koordinatör olmalarının ardından Girit elimizden çıkmıştı. Girit'in elimizden çıkmasının ardından Arınç ailesi Mani­sa'ya yerleşiyorlardı. Manisa, Yunan'a kurşun atmadan teslim olan tek ilimiz olarak tarihte yerini alıyordu. Manisa'da yetişen Bülent Arınç, Meclis Başkanı olduğu zaman 12 mil olayının Yunanistan lehine kabul edilmesini istiyordu. Oysa Bülent Arınç, Mekke'de sarı, kırmızı ve yeşil renkli bir çadırda yaptığı açıklama da Yunanistan'ı Helencilikle, Megalo İdea peşinde koşmakla suçluyor ve ardından kükrüyordu: "Kahpe Yunan" Bülent Arınç'ın annesi Ayşe Sevdiye ise 13.745.688.372 numaralı kimlik bilgilerine göre; 01.07.1919 yılında Alan­ya'da dünyaya gelmişti. Annesinin adı Emine, babası ise Ka­zım'dı. Anne Sevdiye ve Baba İbrahim 10.03.1937 tarihinde evleniyorlardı.

16

Bu evlilikten Bülent Arınç'ın dışında; 15.02.1938 tarihinde Yıldıray, 26.01.1940 yılında Kutlay, 19.05.1943'de Ümit Doğay ve 12.07.1956'ya geldiğimiz de Tülay isimli ço­cukları oluyordu. 21.05.2007 tarihinde Manisa ETV Televizyonunda yayın­lanan konuşmasında Bülent Arınç, annesinin, büyükbaba ve büyük annesinin Bergama ve Yunt Dağı bölgelerinde doğup büyümüş kişiler olduğunu söylüyordu. Oysa yukarıda da belirt­tiğim gibi annesi Ayşe Sevdiye 13.745.688.372 numaralı kim­lik bilgilerine göre; 01.07.1919 yılında Alanya'da dünyaya ge­liyordu. Arınç'ın annesi Sevdiye Mısır'dan Alanya'ya göçen bir ai­lenin kızıydı. Aynı Baykal ailesi gibi onlar da Mısır'dan gelmiş­lerdi. Deniz Baykal'ın dedesi yani annesinin babası Mısır'dan göç edip Antalya'ya yerleşen çok iyi derecede Arapça bilen Şeyh Ahmet Neşşar'dı. Deniz Baykal'ın dayısının oğlu Meh­met Uğur Neşşar CHP Denizli milletvekiliydi. Mısır kökenli ve İskenderiye doğumlu bir başka milletveki­li ise Tayyip'in sırdaşı Emin Şirin'di. Emin Şirin kendini tanım­larken; "Ben de Türk kanından başka her kan var" diyordu. Arınç'ın büyük babası Mehmet, Derviş Mehmet olarak ta­nınıyordu. Büyük baba ölünce Arınç'ın kütükte Ahmet adı ile kayıtlı dedesi, Derviş Mehmet diye çağrılmaya başlanıyordu. Bilindiği gibi Derviş Mehmet, Asteğmen Kubilay'ı şehit eden gurubun başını çekiyordu. Bülent Arınç'ı çok yakından tanıyan ve onun çocukluk arkadaşı olan Nedim Çakmak, "Bülent, çocukluk ve gençlik yıllarında, Manisa sokaklarında " Dedemin intikamını alacağım" diye dolaşıyor" diyordu.

17

Manisa'nın "Üç Bülent'i diye anılan gurupta yer alan Arınç, Manisa kökenli ve İzmir Karşıyaka'da oturan Yahudi Sara Hanım'ın derslerine katılıyor, onun tekkesinden çıkmıyordu. Yahudi düşmanlığı yaparak, Müslümanları saflarına katmak bu derslerde öğreti­len başlıca konulardandı. AKP yönetiminin kare asları olarak nitelenen İsrail Dışiş­leri Müsteşarı Alon Liel ve İshak Alaton gibi Yahudilerin rah­le-i tedrisatından geçen Tayip Erdoğan Maça ası olarak adlan­dırılırken, Kupa ası Bülent Arınç ise Yahudi Sara'nın dersle­rinden ayrılmıyordu. Karo ası Abdullah Gül ise Sabahattin Za­im'in öğrencisiydi. Sabahattin Zaim "Abdullah Gül gibileri bu­lup kullanacaksınız" diyen bir isimdi. Arınç da Erdoğan ve Gül gibi Necip Fazıl'ın talebeleri arasında yer alıyordu. Abdullah Gül, Hülya Avşar'a hayranlığı yüzünden teşkilat­tan tepki alırken, Bülent Arınç Tekirdağ-Malkara'da yaptığı konuşmada; "Hülya Avşar fettan bir kadın her önüne gelenle düşer kalkar" diyor ve alkış alıyordu. Hülya Avşar'ın eski kocası Kaya Çilingiroğlu ise AKP'li ol­duğunu ilan etmekten çekinmiyordu. Süleyman Yeşilyurt, "Yahudi Dönmeleri ve Mum Söndü Ayini" adlı kitabında Sabahattin Zaim için şunları yazıyordu: "1924 yılında Köprülü'de dünyaya gelen Prof. Cevat Babuna'nın baba tarafı Selanik ve Üsküp dönmelerindendir. An­nesi Nazire Hanım ise Selanikli Sabetaist bir ailenin kızıdır. O yıllarda köprülü yani Üsküp, Selanik'ten sonra Yahudi dön­melerin en büyük merkezleri konumundaydı. Babuna'nın teyzeoğlu ünlü Prof. Sabahattin Zaim de Selanik doğumludur.

18

Zaim'in annesi Saime Hanım da Selanik dönmesidir. Zaim'in eşi Ulya (Cıngıllıoğlu) da Sabetaist bir ailenin mensubudur. Ai­ledeki diğer ünlü isim ise Leyla Neyzi'dir..." Karenin dördüncü ismi yani Sinek Ası Abdüllatif Şener, Cumhurbaşkanlığı hayali ile uçtuğu için onunla ilgili bilgilere şimdilik yer vermiyoruz.

Sabetaycı mısınız?


Yalçın Küçük "Tekelliyet 2" adlı kitabında "Bülent Arınç'a yanıt" başlığı altında Uğur İpekçi'nin 14 Mayıs 2003 tarihin­de yayınlanan Habertürk Gazetesi'nde yer alan yazısını akta­rıyordu:

"TBMM Başkanı Bülent Arınç'ı Habertürk'teki Basın Kulübü'nde izledim.

Sayın Arınç, üç saati aşan program esnasında sadece bir kez sinirlendi. O da 'Siz Sabetaycı yani Yahudi Dönmesi bir ai­leden mi geliyorsunuz' sorusu yöneltildiğinde.

Niye bu kadar sinirlendiğini ben pek anlayamadım.

'Değiliz' deyip tartışmayı bitirebilirdi. Ancak demedi. Onun yerine hep başka şeyler söyledi.

Ve hep sinirli konuştu.

Sabetaycılık meselesinde bu kadar hassas olan Bülent Arınç'ın, 'Sabetaycıların okulu' olarak bilinen Fevziye Mektep­leri ile birlikte, Nişantaşı'nda sergi açılışı yapacak olmasına ne buyurulur?

Geçelim...

19

Bülent Arınç, 23 Nisan 2003 günü, eski Meclis binasında yaptığı konuşmada, Nakşibendî şeyhi Ata Efendi'nin Anado­lu'ya nasıl asker ve cephane kaçırdığını övgüyle anlattı.

Peki, Bülent Arınç, Üsküdar'daki Özbekler Tekkesi şeyhi hukukçu Ata Efendi'nin Sabetaycı olup olmadığını bilmekte midir?

Tüm bunlar tesadüf müdür?"

Bülent Arınç, programda kendini Yahudi Dönmesi olarak niteleyen Yalçın Küçük'e dava açıp açmayacağının sorulması üzerine "Dava açmayacağım" diye cevap veriyordu. Ve dava açamıyordu.

Müslüman-Yahudi Savaşı

AKP Manisa Milletvekili Bülent Arınç, 3 Kasım 2002 se­çimleri öncesi "Şeref Madalyalarımız" dediği konuşmalarında Yahudiler için şöyle diyordu:

"...Şöyle bir hadisi şerif var, Müslümanlarla Yahudiler harp etmedikçe kıyamet kopmayacaktır. Bu harpte Müslü­manlar galip gelecektir, öylesine galibiyet ki, Yahudiler taşla­rın ve ağaçların arkasına saklanacak, ağaçlar haber verecektir, "Ey Müslüman arkama Yahudi saklandı gel onu öldür" diye­ceklerdir."

Seçimlerde insanlarımızdan oy almak için böyle konuşan Bülent Arınç, istedikleri oyları aldıktan ve meclis başkanı ol­duktan sonra, Yahudilerle ilgili düşüncelerini tamamen değiş­tiriyordu.

Bülent Arınç, 26 Mayıs 2005 tarihinde TBMM Başkanı sı­fatıyla Washington'da Musevi Toplumu ve ATAA temsilcileriyle biraraya geliyordu.

20

Arınç Musevi başkanlara övgüler yağdı­rıyordu. Meclis'in İnternet sitesinde Musevilerle buluşma şöy­le aktarılıyordu: "ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Dennis Hastert'ın davetlisi olarak Washington'a gelen TBMM Başkanı Bülent Arınç, Musevi toplumu temsilcileri ve Türk-Amerikan Dernek­leri Asamblesi (ATAA) yetkilileriyle ayrı ayrı biraraya geldi. Türkiye'nin Washington Büyükelçiligi'nde bir çalışma top­lantısı yapan Arınç, daha sonra Amerikan-Türk Konseyi'nin (ATC) düzenlediği öğle yemeğine katıldı. Bülent Arınç, bugün ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Dennis Hastert ile biraraya gelecek. Arınç'ın ayrıca Beyaz Sa­ray'da ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney ve ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Stephen Hadley ile görüşmesi öngörülü­yor. Bülent Arınç, ABD Kongresi'ndeki Türk Dostluk Grubu ve Kongre Türkiye Çalışma Grubu üyeleriyle de görüşecek. Dennis Hastert, Arınç onuruna kongrede bir resepsiyon verecek. TBMM Başkanı Arınç'ın, cuma günü Chicago'ya geç­mesi ve burada Türk toplumu üyeleriyle biraraya gelmesi bek­leniyor..." Arınç, Chicago'daki temaslarını tamamladıktan sonra Türkiye'ye hareket edecek..." Arınç, ABD'de Musevilere, Amerika ve İsrail'e muhalefe­tin az sayıda bir grup aşırı dincilerin görüşü olduğunu anlatı­yor, kendinin bu küçük gruba dahil olmadığını vurguluyordu. 29 Mayıs 2005 tarihli Yeniçağ Gazetesi'nde "Washington'da neler oluyor" başlığı altında şunlar vurgulanıyordu:

21

"Başbakan Erdoğan'dan önce Amerika'ya giden TBMM Başkanı Arınç, Musevi lobisi ve papazların yönettiği üniversi­tede temaslarda bulundu. Bülent Arınç'ın, Amerika ve İsrail'e muhalefetin az sayıda bir grup aşırı dinci unsurların görüşü ol­duğunu belirtmesi, Washington ve Kudüs"e mesajdı.

Zaten ne hikmetse, koştura koştura Musevi lobisi ile te­masta bulundu. Ayrıca Washington'da, papazlar tarafından yönetilen George Üniversitesi temasları da ilgi çekici.

TBMM Başkanı'nın bu ziyareti neden yaptığı, kendi açık­lamalarının arasındaki kelimelerde gizli.

ABD'nin Chicago kentinde temaslarda bulunan TBMM Başkanı Bülent Arınç, Dünya Ticaret Merkezi'nin Chicago Kulübü'nde verdiği akşam yemeğine katıldı.

Küresel emperyalizmin beyni olan Dünya Ticaret Örgütü, emirlerine direnen ülkelerin iktidarlarını devirmekle ünlü..."

Bülent Arınç'ın Yahudilere Kardeşlik Mesajı

26 Ocak 2006 tarihinde Meclis İnternet'inde TBMM Baş­kanı Bülent Arınç'ın, İsrail Meclis Başkanı'na Uluslararası An­ma Günü nedeniyle bir mesaj gönderdiği açıklanıyordu. Ya­hudilerle savaşmadan kıyamet kopmayacağını ilan eden Arınç, yukarıda da yer alan görüşlerinin aksine Yahudilere ya­pıldığı iddia edilen soykırımı "korkunç" olarak niteliyordu. Si­tede Arınç'ın büyük değişimini(!) gösteren haber şöyle yer alı­yordu:

"Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Bülent Arınç, Yahudi soykırımı kurbanları anısına BM Genel Kurulu tarafın­dan ilan edilen 27 Ocak Uluslararası Anma Günü nedeniyle İsrail Meclis Başkanı Reuven Rivlin'e bir mesaj gönderdi.

22

TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın mesajı şöyle: "Bu tür korkunç olayların tekrarlanmaması için yeni nesille­rin bilinçlendirilmesine verdiğimiz önem çerçevesinde, 1 Kasım 2005 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda kabul edilen "Yahudi Soykırımının (Holokost) anılması" başlıklı karar tasarısı­nın ortak sunucuları arasında Türkiye de yer almıştır. 27 Ocak tarihinde ülkemizde de Yahudi soykırımı kurban­larının anılması ve Dışişleri Bakanlığımızca bu amaçla bir açıklama yapılması kararlaştırılmıştır. Aynı tarihte, günün an­lamı ile ilgili TBMM adına bir açıklama yapılmasını da öngör­mekteyim." İsraillilere bu şekilde şirin demeçler yollayan Arınç, RP ha­tibi sıfatıyla yaptığı konuşmalarda İsrail'i "Gasp Devleti" ol­makla suçluyor, esiyor, gürlüyordu: "İsrail bir gasp devletidir. Çalınmış bir toprakta gasp dev­leti kurmuştur. Müslümanların kanlarını akıtmıştır. İsrail'in Mossad örgütü bugünkü terör olaylarında başı çekmiştir..."

Arınç ABD'de

24 Mayıs 2005 yılında Bülent Arınç Meclis Başkanı sıfa­tıyla Amerika'yı ziyaret ediyordu. Ziyaret sırasında ilginç geliş­meler yaşanıyordu. Bu ziyareti Yılmaz Polat'tan izleyelim:

"Tarih 24 Mayıs 2005'i gösterirken Beyaz Saray Basın Bürosu'ndan kısa bir açıklama yapıldı. Açıklamada, Başkan Bush'un Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'la 8 Haziran'da görüşeceği duyuruldu.

23

Açıklamada, görüşme süresi yoktu. Li­derlerin, Irak, Büyük Ortadoğu, Orta Asya ve Kafkaslar konu­larını görüşme imkânı bulacakları yazıldı.

Açıklamanın yapıldığı gün TBMM Başkanı Bülent Arınç da Amerika'ya ayakbastı. Arınç'ın ziyareti daha önceden plan­lanmıştı.

Arınç'ın ilk teması Temsilciler Meclisi Başkanı Dennis Hastert'la idi. Arınç, Hastert'ı Kongre'deki başkanlık odasın­da ziyaret etmeden önce kısa süreli bir fotoğraf çekme fırsatı olacağı bildirildi.

Türk Basın Müşavirligi'nden gazetecilere gönderilen elektronik posta yani e-mail de fotoğraf çekmek isteyen gaze­tecilerin Hastert'in ofisinden Olga'yı aramaları gerektiği bildi­rildi. Bunun üzerine bazı gazeteciler Olga'yı aradı. Olga da ge­reken bilgileri verdi.

Ancak daha sonra yine Basın Müşavirliği'nden gönderi­len başka bir mail de, Temsilciler Meclisi Başkanı'nın ofisine dayanarak, Arınç-Hastert görüşmesinden önce fotoğraf çek­me fırsatının olmayacağı bildirildi. Yani Temsilciler Meclisi Başkanı Arınç'la fotoğrafının çekilmesi ve tv görüntüsünün alınmasını istememişti.

Arınç'ın bu gelişmeden haberi yoktu. Türk basınının ken­dini izlemediğini düşünerek çok kızdı. Bu kızgınlığını da gaze­tecilerin yanında AA ve TRT muhabirlerine laf atarak belli et­ti. Arınç, aleyhine yazı yazan gazeteciler için de isim vermeden ağır konuştu.

Cumhuriyetçi partili olan Hastert aslında Türklerden fazla hoşlanmıyordu.

24

Ermeni ve Rum Lobisinin etkisi altındaydı. 2000 yılındaki sözde Ermeni soykırım tasarısının geçmesi için büyük gayret göstermişti. Dönemin Başkanı Clinton, "Ameri­ka'nın Ulusal Güvenlik çıkarlarını etkileyeceği" gerekçesiyle Haster'a baskı yapıp tasarının Genel Kurula gelmesini önle­mişti. Ancak burada hatırlanması gereken bir husus ta, Yahudiler­le savaş yapılmadan kıyametin kopmayacağını açıklayan Arınç'ın Amerika'da Yahudilere methiyeler düzmesinin yanında sözde Er­meni soykırım konferansına destek vermesi, konferansın yapıl­masını desteklemesi ve istemesiydi. Yahudilere tepki gösterenle­rin ise bir avuç dinci fanatikin, işi olduğunu anlatmasıydı. Neyse dönelim biz Arınç'ın ABD gezisine, ABD'deki bu gelişmelerden haberi olmayan Arınç, Hastert'i Ermeni soykı­rım tasarısının karşısında duran birisi olarak tanımlıyordu. Gerçeklere takla attırarak. Arınç, Beyaz Saray Başkan Yardımcısı Dick Cheney ve Başkan'ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Stephen Hadley'le de görüşüyordu. Arınç'a göre görüşmede, Türk-Amerikan ilişkilerinin öne­mi ve bu ilişkileri hiçbir şeyin zedeleyemeyeceği üzerinde du­ruldu. Bu güzel ilişkilerin gidişini kıskananlar olabilirdi..." Oysa Amerikalılara; "Köpek, katil" gibi sıfatları layık gö­ren yine kendisiydi. Demek ki dün öyleydi bugün de böyle, Amerikan düşmanlığı ile oy kazanıp, Amerikan sevgisiyle eri­me bu şekilde oluyordu.


MUSA'NIN MÜCAHİTİ
Ergün Poyraz
Togan Yayınları / Musa'nın Mücahiti / Araştırma İnceleme

Wednesday, August 21, 2013

Haham Tuncay Güney Kanada dan Konuştu

Bu saat 5 bin dolar 20 tane daha var

Fatma Aksu / Toronto
22 Ağustos 2013
Bu saat 5 bin dolar 20 tane daha var

Ergenekon’un kilit ismi halinden çok memnun.


"Sizden daha lüks takılıyorum. Bir takımı satsam 5 bin 7 bin dolar eder. Bunun gibi 20 tane gösterebilirim. Bu saat 5 bin dolar. 20 tane var. Lüks hayatı seviyorum. Ama söylendiği gibi arkamda bir CIA, MOSSAD, MİT yok. Ama paralar geliyor, nereden geldiğini ben de bilemem."
275 kişinin yargılandığı Ergenekon davasının kilit ismi Tuncay Güney, Kanada’nın Toronto kentinde yaşadığı, yıllık kirası 15 bin dolar olan evinin kapılarını ilk kez Hürriyet’e açtı. Kendisini “Ergenekon’un soğuk mührüyüm” diye tanımlayan Güney, şehir merkezinde, giriş ve çıkışları özel güvenlik kameralarıyla denetlenen 1.500 dairelik bir sitede, bir oda bir salon, küçük bir mutfak, banyo ve balkondan oluşan 65 metrekarelik evde yaşıyor. Yatak odasında asılı duran İsrail bayrağı altında uyuyor. Güney, Toronto’da Beth Israil Center adlı bir Yahudi okulunda haham olarak Tevrat dersleri veriyor. Burası aslında MOSSAD’ın “Underground haham”larının yetiştiği bir istihbarat okulu. İçeride fotoğraf çekmek yasak. 20 kadar öğrenciye ders veren Güney’in yetiştirdiği öğrenciler 8 ay ile 1 yıl arasında sıkı bir eğitim görüyor.

RUHTA YAHUDİYİM
2001 yılından beri yurtdışında yaşayan Güney, Kanada’da vatandaşlık aldığını, oturma ya da seyahat sorunu olmadığını söylüyor. Allah’a inanıyor. Hangi dine mensup olduğu sorulduğunda “Elhamdülillah Müslüman değilim. Ben Tanrı’nın İsrail’i için çalışıyorum. Ruhta Yahudiyim” diyor. Boynunda, İsrail yazılı altın kolye, kolunda da “Daniel” yazılı künye taşıyor. Kendisiyle Toronto şehir merkezinde bir kafede buluştuk. Üzerinde şık giysiler ve pahalı takılarla geliyor yanımıza. Kolunda seramik kordonlu saatinin değerinin 5 bin dolar olduğunu ve bunun gibi 20 saati daha olduğunu söylüyor. Burberry’den giyiniyor. “Bu lüksü Türkiye’de nerede bulacaktım” diyen Güney’le, kahve sohbetine daha sonra evinde devam ediyoruz. Nasıl geçindiğine gelince, “Tanrı’nın yardımlarıyla” diyor. “Allah rızıklandırandır. 14 yıla geliyorum. Ele güne muhtaç olmadık, Allah yine kimseye muhtaç etmesin” diyerek, kolundaki saati ve altın künyelerini gösteriyor: “Sizden daha lüks takılıyorum. Bir takımı satsam 5 bin 7 bin dolar eder. Bunun gibi 20 tane gösterebilirim. Bu saat 5 bin dolar. 20 tane var. Lüks hayatı seviyorum. Ama söylendiği gibi arkamda bir CIA, MOSSAD, MİT yok. Ama paralar geliyor, nereden geldiğini ben de bilemem.” Güney, görevi gereği Kanada yasasına göre bağış da toplayabiliyor.

KİRASI KURUMDAN
Kirası çalıştığı kurum tarafından ödeniyor. Fazla eşyayı sevmiyor. Salonunu, Seyit Kutibi’nin İslami Etütler kitabından Karl Marx’a, Hasan Cemal’den Dan Brown’a ve hakkında yazılan kitaplardan oluşan küçük bir kütüphanesi, sürekli güvenlik kameraları görüntülerinin açık olduğu ve bilgisayar ekranı olarak da kullanılan televizyon, deri koltuk takımı, üzerinde Mısır mitolojisini anlatan kedi figürlü firavun heykeli, sehpada köpeklerin üzerinde duran yılan başlıklı bıçak, duvarda çamurlu bir el içindeki Davut yıldızı fotoğrafından ibaret. Mutfakta, yemek ocağı ve üzerinde “Şabat”larda  mum yakılan bir Yahudi Şamdanı bulunan bir buzdolabı ile duvarında mantar pano bulunuyor. Yatak odasında ise başucunda “Altında uyumak başka bir mutluluk dediği” İsrail bayrağı asılı. Evde güvenlik alarmı var. Kapının dışında, bütün Yahudi evlerinin girişinde bulunan “Mezuza” atlı Yahudi duası göze çarpıyor. Toronto’da yaptığı işin karşılığı olarak ayda 5 bin dolar alan ve kendisine özel şoförlü bir de araç tahsis edilen Güney, “Camide imamlık görevi verdiler de ben mi yapmadım. Bana camide imam olacaksın deselerdi, camide imam olurdum” sözleriyle, kendisini eleştirenlere göndermede bulunuyor.
Kralı dokunamaz
“Tehdit aldınız mı hiç?” sorusuna, tehditle yanıt verip meydan okuyor: “Bu komplolar üzerine bizim de kendimize göre çalışmamız oldu. Bunları göğüslüyoruz. Ama bana karşı fiziki bir saldırının bedeli herkes için çok acı olacaktır. Bunu karşılıksız bırakmayız. Şunu söylüyorum. Kralı bana dokunamaz. 2007 yılından, 2013’e geldik. Tuncay Güney için yaprak kımıldamayacak. Biz de onların buradaki kendi adamlarına öyle bir saldırıda bulunuruz ki, evlerindeki tüllerinin arkasından bakamazlar. Perdelerini kıpırdatamazlar. Böyle bir saldırının ne getireceğini kendileri de bilir”.
5 yıl daha yatarlar
Ergenekon davasının sonuçlarını değerlendiren Tuncay Güney, acaba vicdanen rahat mı? İlker Başbuğ’un aldığı ceza hakkında ne düşünüyor? Cezaları ağır buldu mu? Ergenekon deşifre edildi mi? 1 numara kim? İşte yanıtları:
Bu beklenen bir şeydi. 5 yıl yattılar, bir 5 yıl daha yatarlar. Bu insanları müebbet olarak hapislerde tutamazsınız. Eğer savunma yapmasalardı halkın gözünde kahraman olurlardı. Mahkemeyi kilitlemelisiniz. Hiçbiri savcılıkta ifade vermeseydi, dosya mahkemeye gitmezdi. Mahkemeyi kilitleyebilirdiniz... Zaten yatacaksınız. Savunma yapsan da yatıyorsun, yapmasan da. Türkiye’de adalet aramak, genelevde bakire kız aramaya benzer. Neyin adaletini arıyorlar bilmiyorum. Ergenekon bir terör örgütü değil, sistemin, rejimin kendi teşkilatı. Bu sistem kendi mitolojisini, efsanesini yargıladı. Cezalar tabii ki ağır. Zaten bekliyorduk. Benim için sürpriz olmadı. İnsanlar sorguluyor, çünkü neyin ne olduğunu bilmiyor. Halk bu olayın yüzde 1’ini, mahkeme yüzde 5’ini biliyor. Mahkeme de bilmediği bir şey üzerine müebbet verdi zaten. ‘Bu Ergenekon neydi?’ deyin, hiçbiri bir açıklama yapamayacak. ‘Ergenekon bir terör örgütü’ demek bir haksızlık. ‘Ergenekon bitti demek’ de bir hayalperestlik. Bazıları zafer sarhoşluğunda. Buzdağının görünen bir kısmı sadece. İçeridekiler için tamamen haksızdırlar diyemem. Beni önce kara kutu diye servis yaptınız, sonra maçtan çıkardınız. Beni diskalifiye ettiler. Sistem beni çıkarmak istedi. Ergenekon’dan yargılananların ve Ergenekon’a karşı olanların hemfikir olduğu bir şey vardı: Tuncay Güney’i maçtan çıkaralım. Ve çıkardılar. Sonuç müebbetti, müebbet oldu işte.  Ben tanık olmadım. Gizli tanık da olmadım. ‘Sen bize tanıklık için başvur’ dediler. ‘Uluslararası Tanıklık Yasası’nı uygulayın o zaman’ dedim, uygulayamadılar. Eğer uygulamış olsalardı, bugün cezaevindekiler içeride olmamış olabilirlerdi.
1 numara yoktu Başbuğ’u koydular
İlker Başbuğ’un neden yargılandığını bilmiyorum. Daha doğrusu, Ergenekon mahkemesi neyi aydınlattı? Faili meçhul cinayetler çözüldü mü? Bu insanları da neden yargıladıklarını da bilmiyoruz. Ergenekon’un ortada 1 numarası yoktu. Üst düzeyde birisi yoktu. İlker Başbuğ’u koydular. Okey tamamlanmış oldu. Ergenekon’a lider lazımdı. Aldılar Genel kurmay Başkanı’nı, adamın başını yaktılar. Ergenekon bir Batı Çalışma Grubu da değildir. Ergenekon, rejimin ve sistemin kendisidir. Ergenekon, Ergenekon’la gizlenmiştir, Ergenekon deşifre edilmemiştir. Ergenekon, reforme etmiştir kendini. Ergenekon’un bir kolu suç. Günaha bulaşmıştı. Miladı dolmuştu. O kolu kestiler. Bu, buzdağının sadece görünen kısmı. Şimdi vesayet değişti. Yargı mitolojisini, yani hukuk, efsanesini cezalandırdı.
Tuncay Güney kimdir?
Farklı medya kuruluşlarında gazetecilik yapan 41 yaşındaki Tuncay Güney, 02 Mart 2001’de çalıntı bir aracı İstanbul da satmaya çalışırken, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlar Şubesi’nce yakalandı. Şubenin o dönemki müdürü Adil Serdar Saçan ve ekibi tarafından sorgulanan Güney’in evinde yapılan aramalarda, Ergenekon davasının temelini oluşturan 6 çuval belge bulundu. Belgeler arasında, örgütün şeması da ele geçirildi. Emniyette kamera karşısında verdiği ifadelerde başta Veli Küçük olmak üzere birçok asker, siyasetçi ve bürokratı Ergenekon’a üye olmakla suçlayan Güney, bu iddiaları, katıldığı birçok televizyon programında da tekrarladı. Güney, Ergenekon davası kapsamında ifadeye çağırılınca, 2009 yılında Kanada’ya kaçtı. Halen Kanada’da hahamlık yapan Güney, daha sonra emniyette verdiği ifadelerin doğru olmadığını ve Adil Serdar Saçan ile ekibinin kendisine işkence yaptığını iddia etmişti. Ergenekon davasının karakutularından biri olan Güney hakkında, CIA ajanı, MİT çalışanı, Cemaat üyesi, İsrail ajanı olduğu gibi iddialar sık sık gündeme gelmişti.

Saturday, August 3, 2013

Bekir Kalyoncu Emekli Edildi

Meğerse sabetayistmiş!

Sabetayizm konusu yıllardır konuşuluyor, araştırılıyor.
Konu üzerine yapılan çalışmalar iki alandan yürüyor.
İlki meseleyi bir aile ve tarih araştırması olarak yapanlar.
Soner Yalçın'dan Yalçın Küçük'e hatta David Mc Bear'ınki gibi uluslararası çalışmalara kadar Sabetayizm araştırmalarının aile ve tarih çalışmalarına kadar kullanıldığı birçok örnek var.
İkinci alan ise meseleyi ırkçı ve ayrıştırıcı temelde yapanlar. Bunlar ise İslamcı ve ırkçılar.
İlginçtir bu alandaki destekçilerin de çoğunlukla Taraf, Zaman gibi yayın organlarında yazan sözde liberaller...
Bugün hükümetin en eski yayın organlarından olan Haber 7'de ilginç bir yazı çıktı.
Haberde hükümetle TSK arasında bir gerilimin kaynağı olduğu anlaşılan Bekir Kalyoncu'nun Sabetayist olduğu iddia ediliyor.
Bir Sabetayistin Genelkurmay Başkanı olamayacağı ima ediliyordu. Açıklanan YAŞ kararlarıyla da Bekir Kalyoncu emekli edildi.
Bakın orada Atatürk'e bile yapılan nasıl bir dokundurma var:
"Selanik göçmeni olduğu iddia edilen Org. Kalyoncu'nun ailesinin 1924 mübadelesinin ardından İstanbul'a geldiği belirtiliyor. Yani bir başka deyişle, Kalyoncu'nun akrabalarının soyu Selanik'e dayanıyor. Peki Selanik'ten kimler İstanbul'a göç etmişti? "Dönme"ler nam-ı diğer Sabetayistler… "
Yani hükümetle TSK arasında gerilim kaynağı olan Bekir Kalyoncu'nun ailesi Selanik'ten geldiği için dönmeymiş ve bu nedenle komutan olamazmış. Haber 7'deki yazı hükümetin sıcak bakmadığı Bekir Kalyoncu'nun komutan seçilemeceğini önceden haber veriyor. Tabi bu duruma kılıfı da hazırlıyor.
Elbette Haber 7 Atatürk'ün de Selanik'ten geldiğini korktuğu için söyleyemiyor.
Üstelik bu ilk değil, hatırlayın Yaşar Büyükanıt'ın Genelkurmay Başkanlığı arefesinde Utah merkezli bir yapı, kamuoyuna Büyükanıt'ın sabetayist olduğunu servis etmiş, soyağacını bile çarpıtarak paylaşmıştı.
Neyse meseleyi bilmeyen İslamcılar'a Soner Yalçın'ın Efendi 2 kitabını öneriyoruz.
"Haber 7'nin o metni şöyle:
    TSK'nın önümüzdeki yıllarda komuta kademesinin de belirlendiği YAŞ Toplantısı'nda Kara Kuvvetleri Komutanı olması beklenen Jandarma Genel Komutanı Org. Bekir Kalyoncu'nun ailesiyle ilgili olarak şaşırtan bilgiler ortaya çıktı.
2011 Yüksek Askeri Şura toplantısının ardından Jandarma Genel Komutanı olarak atanan Orgeneral Bekir Kalyoncu 1950 yılında Sarıyer'de doğduğu biliniyor. 1924 yılındaki mübadeleden sonra İstanbul'un yerlisi olmadığına göre Org. Kalyoncu'nun soyu nereye dayanıyordu?
SELANİK GÖÇMENİ BİR ORGENERAL
Selanik göçmeni olduğu iddia edilen Org. Kalyoncu'nun ailesinin 1924 mübadelesinin ardından İstanbul'a geldiği belirtiliyor. Yani bir başka deyişle, Kalyoncu'nun akrabalarının soyu Selanik'e dayanıyor. Peki Selanik'ten kimler İstanbul'a göç etmişti? "Dönme"ler nam-ı diğer Sabetayistler…
Org. Kalyoncu ile ilgili olarak bu iddiaları güçlendirecek kanıtlar var mı? İsterseniz lafı çok uzatmadan, size birkaç bilgi verelim.
İstanbul'un Üsküdar ilçesinde Bülbüldere - Bağlarbaşı yolu ile Selanikliler Sokağı'nın arasındaki geniş alanı kaplayan meşhur Bülbüldere Mezarlığı vardır. Bülbüldere, Feyziye Camii'nin hemen yanından başlayarak kademeli bir şekilde Selamsız Tepesi'ne kadar uzanır. Mezarlığın Selanikliler Sokağı'na ve Kuşakçı Sokağı'na açılan kapıları vardır. Bülbüldere-Bağlarbaşı yolu ile Selanikliler Sokağı arasında uzanan bu mezarlık, iki kısımdan oluşmaktadır. Bülbüldere-Bağlarbaşı yolu tarafı ve Bülbüldere kenarı Selaniklilere, Selanikliler Sokağı tarafı ise Üsküdar ahalisine aittir.
SABETAYİSTLERİN MEZARLIĞI: BÜLBÜLDERESİ 
Bu bilgileri neden mi anlatıyoruz? Çünkü Bülbüldere'ye sadece Sabetayistler gömülmektedir. Buradaki ailelerin soyu Sabetay Sevi ve 26 halifeye dayanır. Ve bu halifelerin bir çoğu da İspanya'dan sürgün gelen Hahamlardır.
ORG. KALYONCU'NUN AKRABALARI DA BU MEZARLIKTA
İşte Orgeneral Bekir Kalyoncu'nun akrabaları da Bülbüldere Mezarlığı'nda Sabetayistlerin Karakaş koluna mensup olanların gömüldüğü iddia edilmektedir. Bir diğer iddiaya göre ise buraya gömülenlerin hepsi "Dönme"dir.
İşte bu bölümdeki birkaç mezar ve özellikleri:
 
Osman ismi Karakaş kolunu kuran Baruchy Russo adındaki bir "Dönme"ye aittir. Bu yüzden Karakaş Sabetayistleri doğan ilk erkek çocuklarının adını Osman koyarlar.
 
Bekir Kalyoncu'nun dedesinin de asker kökenli olduğunu ölümünden sonra verilen şu ilandan anlıyoruz.
 
Kalyoncu ailesinin "Karakaş Dönmesi" olan Sirman ailesinin akrabası olduğu iddia edilirken Sirman ailesinden de tanıdık bir isim karşımıza çıkıyor: Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nde Profesör olan Nükhet Sirman…
 
Peki nereden çıktı Nükhet Sirman ismi?
1992 yılında Fransa'da yayına giren ve Türkiye'de ki bazı Aabetaycı ailelerle yapılan özel konuşmaları kapsayan (Sazanikos) "Son Dönmeler" isimli bir film yer alıyor. Bu film Fransa'da satışa çıkarılmış ancak Türkiye'de yayınlanmamıştır. Bunun nedeni ise belgesele konu olan Sabetaycı aileler belgeselin "Türkiye'de yayınlanmaması" şartını koşarak belgeselde özel konuşmalar yapmışlardır. Türkiye'de bu filmin gösterilmesine bizzat yapımcılar da izin vermemiştir. Çünkü Türkiye'nin çok tanınmış aileleri bu filmde konuşmalar yapıyor. Kendilerinin Yahudi olduklarını, zorla Müslüman yapıldıklarını belirten aileler, film boyunca Türk milletiyle aralarındaki temel farkları anlatıyor.
İşte bu filmde dikkat çeken bir isim olan Prof. Dr. Nükhet Sirman şunları söylüyor:
"Biz farklıydık. Müslüman değildik, yani hakiki Müslüman değildik. Diğerlerine benzemiyorduk. Bu bilgi de zulme uğramasak bile eşit bir şekilde de muamele görmeyeceğimiz anlamına geliyordu."
Belgeselde Prof.Dr. Nükhet Sirman 42:36 dakikada konuşuyor ve "Dönme" geçmişini anlatıyor.Görüldüğü üzere Prof.Dr.Sirman, akrabalarının "Yahudi" olduklarını itiraf ediyor."


Odatv.com

Monday, July 29, 2013

Hüsnü Mahalli Mısır'ı yazdı: Büyük Plan

Hüsnü Mahalli Mısır'ı yazdı: Büyük Plan

29 Temmuz 2013 Pazartesi 10:05

Batı, Türkiye'nin siyasal, ekonomik, sosyal, kültürel ve psikolojik güç ve etkinliğinden yararlanarak tüm Ortadoğu ve Arap Dünyası'na şekil vermeye çalışıyor. Bunun için de İslamcı iktidarları kullanıyor.

Hüsnü Mahalli Mısır'ı yazdı: Büyük Plan


HÜSNÜ MAHALLİ- Her şey ‘Arap Baharı’ denilen ılıman rüzgarla başlamış gibi gösterildi bize. Oysa coğrafyamızdaki durum 100 yıl öncesinden pek farklı değildi. O zaman da Batılı güçler Osmanlı’yı çökertip bölgeye egemen olmak istiyordu, bugün de aynı güçler Türkiye’nin kendi kontrolleri dışında yükselen siyasal, ekonomik, sosyal, kültürel ve psikolojik güç ve etkinliğini engelleyerek hem bölgeyi hem de bu coğrafyanın en önemli ülkesi Türkiye’yi kontrol etmek istiyorlar.

Daha açık bir ifadeyle, son dönemde olup biten her şeyin en önemli hedefi Türkiye’dir. Tıpkı Haçlı Seferleri’nde ve 100 yıl önce Osmanlı’nın çökertilmesi sürecinde olduğu gibi...

YENİ OSMANLI HARİTASI

Yani 100 yıl önce Osmanlı’yı dağıtarak bölge haritalarını çizenler şimdi Osmanlı mirasçısı Türkiye’yle birlikte eski haritalarda bazı tadilatlar yapmaya ya da tümüyle yeni haritalar çizmeye hazırlanıyor ya da öyle görünüyor.

İşte bu nedenle tümü yerli malı ama planlanan zamanlardan önce olgunlaşan devrimler karşısında başlangıçta neye uğradığını şaşıran Batı, bu devrim süreçlerinin bir yerinden devreye girerek kendi planlarını uygulamaya çalışıyor. Çünkü Batı kendi içindeki ekonomik ve siyasal çıkar çatışmalarına rağmen yüzyıllardır kendine hedef seçtiği bizim coğrafyadan kolay kolay vazgeçmeyecektir. İsrail’i bu coğrafyada kurmanın nedeni budur. Bu nedenle Batı, Arap ülkelerindeki yeni süreçlerin gidişatına bakarak gerektiğinde bu gidişatı savsaklamaya, amaçlarından saptırmaya ve son olarak durdurmaya çalışacaktır. Nasıl olsa bu coğrafyada her zaman kendisinin emrinde olan işbirlikçileri kolay buluyor. Batı’nın bu planında başarılı olup olamayacağını hep birlikte yakında göreceğiz. Çünkü sonuçta toplumsal dinamikler her zaman matematiksel ya da geometrik değildir. Tarih yazan insanlarımızn kanı ise Pentagon’un bilgisayar savaş oyunlarında görünmez.

BATI'NIN HİZMETİNDE REJİMLER

Ama her şeye rağmen Batı’ya göre karışmış ya da karıştırılarak yıllarca sürecek politik ve sosyal kargaşanın içine çekilen bir Arap âlemi (hatta İran) doğal olarak şimdiye kadar olduğu gibi İsrail’i rahatlatacaktır. Nitekim ‘Arap Baharı’ ile birlikte Arap medyası dahil hiç kimse artık İsrail ve İsrail’in Filistin halkına yönelik geleneksel saldırılarıyla ilgilenmemekte, ABD ise BM’de İsrail’i kınayan karar tasarılarını bile veto etmektedir. Oysa aynı ABD ve müttefikleri Suriye konusunda karar çıkartmak için sürekli çaba içindedirler. İşte bu nedenle bunca kalkışmadan sonra Arap halkları Batı destekli iktidarları ve anlayşları gerçek anlamda deviremez ve kendi gerçek demokratik iradesini kullanamazsa o zaman bu coğrafyada demokrasi bir sonraki bahara değil bir sonraki bin bahara kalacaktır. Buna da en çok, alternatifli plan ve projelerle politika üreten ve yürüten Batı sevinecektir. Çünkü bu ülkelerde, örneğin Körfez ülkelerinde iktidarlarını sürdürecek olan çağdışı, rezil, bağnaz, ilkel ve anti-demokratik liderler şimdikinden çok daha fazla Batı’nın hizmetinde olacaklardır.

Hatırlıyorum da Irak halkı Saddam’ı devirmek için onlarca kez ayaklandı ama her seferinde Saddam bildik katliamlarıyla bu ayaklanmaları bastırdı ve suikastlardan kurtuldu. Ama Saddam bilerek ya da bilmeyerek hep Batı’nın hizmetinde oldu ve sonunda Batı’nın darağacında sallandı. Batı’nın müdahalesiyle “demokrasi ve özgürlüğüne” kavuşan Irak’ın halini ise burada anlatmanın anlamı yok. Çünkü biz Irak’ı en az 50 yıl daha konuşacağız. Bir milyondan fazla insanın öldüğü ve Şii-Sünni kırımı ile öldürülmeye devam ettiği Irak’ta bir milyondan fazla da dul kadın ve 4 milyon yetim çocuk var...
Ama kimin umrunda !!

AVRUPA’YLA UYUMLU İSLAMCILIK

Batı’nın coğrafyamızla ilgili alternatifli ikinci planı ise biraz daha farklı ve bir o kadar da ilginç. Batı değişim yaşayacak ülkelerde iktidara gelen ve gelmesi olası ve “Biz AKP gibi olmak istiyoruz” diyen “İslamcı” parti ve gruplarla işbirliği yapabileceğinin sinyallerini verdi, veriyor. Çünkü Batı bu İslamcıların kendi çıkarlarına zarar vermediği sürece onlarla çalışmanın sakıncalı olmayacağını düşünmektedir. Burada ise temel koşul bu İslamcıların Batı politika, plan ve anlayışları ile hep “uyumlu” olmalarıdır.

Batı, “uyumlu” yani teslimiyetçi olmaları durumunda Arap İslamcılarına her türlü yardımı ve desteği vereceğinin sinyallerini verdi, veriyor. Çünkü Batı’ya göre kendisiyle uyumlu ve bulundukları ülkelerin halklarının desteğine sahip Arap Sünni İslamcıları, Şii İran’a karşı kullanmak çok daha kolay olacaktır. Çünkü Batı Mübarek örneğinde olduğu gibi yandaşı Arap diktatörleri halkın desteğinden yoksun oldukları için bu tür planlarda kullanma çabasında hep başarısız olmuştur. Örneğin Irak işgali sonrasında Batı Sünni Arap liderlerine, “Gelin, İran’a karşı birleşin” çağrılarında başarısız olmuş, Sünni Müslüman halklar ise Şii olmasına rağmen Lübnan’daki Hizbullah’ın 2006’da İsrail’i yenilgiye uğratmasından büyük sevinç duymuşlardı.

FİLİSTİN SINAVI

Çünkü yetiştirilme kültürlerinde hep Batı ve İsrail karşıtlığı bulunan Arap Sünni İslamcılarının Batı’yla uyumlu olmalarının hiçbir garantisi yok ve kolay kolay da olmayacaktır. Çünkü halklarının desteğiyle iktidara gelen İslamcılar yine halklarının vicdanında özel bir yeri olan Filistin konusunda kolay kolay taviz vermeyeceklerdir. Çünkü Filistin davasından vazgeçen herhangi bir Arap İslamcı parti “İslamcı olma meşruluğunu” yitirecektir. İşte Batı’nın en önemli sınavı da bu olsa gerek.
Aksi takdirde coğrafyamızdaki son gelişmelerin Arap, Acem, Türk ve hatta Kürtler açısından hiçbir anlamı yoktur ve olmayacaktır. Çünkü Batı, planlarının işlemeyeceğini gördüğü andan itibaren bu 'devrimlerin' önünü kesecek ve yeniden her tarafı karıştırmak için her türlü provokasyon ve sinsi oyunlarına başvuracaktır. Buna yönelik bölgeden çok sinyal gelmektedir. Mısır bunun ne ilk ne de son örneği... Bu nedenle Mısır’daki ‘darbe mi değil mi ‘ tartışması abesle iştigaldir. Yani demokrasi ve özgürlükler Batı’nın umrunda değil ve olmayacaktır. Çünkü Batı'nın bizim coğrafyaya yönelik tutum ve davranışını siyasal, ekonomik, kültürel ve dinsel gerekçelerin yanı sıra genetik dürtüler belirlemektedir. Batı üzerindeki tüm insanları ile bizim coğrafyamızı kıskanmakta, zaman zaman da nefret etmektedir. Haçlı Seferleri yapıldığında bizim buralarda henüz petrol bulunmamıştı

MURSİ’DEN ERDOĞAN TAKTİĞİ

Gezi Parkı Direnişi ve bu direnişle ilgili olarak Türkiye’nin bir çok yerinde milyonlarca insan sokaklara dökülürken tüm dünyada olduğu gibi başta Mısır olmak üzere Arap ülkelerinin medyası ve dolayısıyla kamuoyu Türkiye’yi yakından izliyordu. O günlerde birçok Arap televizyonu bana bağlanarak Türkiye’de nelerin olduğunu anlatmamı istiyordu. Çünkü ‘Arap Baharı’ sürecinde herkese Türkiye’nin model olduğu söylenmiş ve inandırılmıştı. Şimdi ise bu model ülkede devlet ve model hükümet sokaklara çıkan insanlarına orantısız şiddet uyguluyordu. Dünya medyasına yansıyan görüntüler ve başta ABD olmak üzere AKP’nin müttefiği ülkelerin tepkisi ise herkesi şaşırtmıştı. Özetle model tartışılır olmuştu Arap sokaklarında.. Hem de herkesin gözü ve kulağı Mısır’dayken.. Çünkü Mısırlı tüm muhalifler hafatalar öncesinde cumhurbaşkanlığı seçiminin birinci yıldönümü olan 30 Haziran’da alanları dolduracaklarını açıklamıştı. 30 Haziran yaklaştıkça tansiyon yükseliyordu. Başkan Mursi belki de Başbakan Erdoğan’dan aldığı taktikle ‘Kendi yandaşlarımı tutamam’ mantığı ile Müslüman Kardeşlere ‘sokaklara çıkın’ dedi. Olanlar da işte o zaman oldu.

HAYDİ SAHNEYE

ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi bu bölgede günümüzü şekillendiren en önemli gelişmedir. Mısır, Suriye ve Irak'ta yaşananları BOP'u göz önünde tutmadan değerlendirmek mümkün değildir.

Adı ve başlığı ne olursa olsun geçmişteki plan ve projelerin tümünden farklı olarak günümüz gelişmelerini şekillendiren en önemli gelişme kuşkusuz Büyük Ortadoğu Projesi denilen ve iki tarafı ‘mis’ kokan “Sihirli Değnek...”

6 Kasım 2002’de Başkan Yardımcısı Dick Cheney’in kızı Elizabeth Cheney’in değişik Arap ülkelerinden topladığı 50 kadar kadınla bir araya gelen Dışişleri Bakanı Harlemli Colin Powell kafasındaki projenin ipuçlarını veriyordu. Powell, "önümüzdeki dönem mücadelelerde kadınların olası rollerini ve ABD’nin onlara desteğini" anlatıyordu. Powell, 22 Arap ülkesine demokrasinin gelebilmesi için kadınlara 29 milyon dolar yardım sözü de vermişti.

SİYAHLARIN AÇIKLADIĞI BOP

Bu toplantıdan beş hafta sonra, yani 12 Aralık 2002’de Jamaikalı çeyrek siyah Powell, işi bu kez daha ciddiye alarak Haritage Foundation salonunda yaptığı konuşmada Büyük Ortadoğu Projesi’ni resmen açıklayacaktı. Powell kendisinden farklı olarak tam siyah olan ve Kaddafi’nin deyimiyle "Afrika’nın Gülü” Condoleezza Rice’tan –ki ulusal güvenlik sekreteriydi– bu projeyi uygulamasını isteyecekti.

Aynı Powell bu söylemine uygun olarak planlar yapacak ve bunun ilk adımı olarak Irak’ın işgalini sağlayacaktı. 9 Nisan 2003’te Bağdat düştükten sonra 3 Eylül 2003’te Şam ve Beyrut’a uçan Powell, Başkan Esad’a, “Ya bize teslim olur dediklerimizi yaparsın ya da başına geleceklere hazırlıklı olursun” tehdidinde bulunur. Esad’a, “İran’dan uzaklaş, Iraklı direnişçilere destek verme ve Hamas ile Hizbullah ilişkilerini kes” diyen Powell ülkesine dönerken yanındaki gazetecilere, “İstediklerimizi yerine getirmezse geleceğe dönük stratejilerimiz için karşı tedbirlerimiz hazır” diyecekti. Powell ve diğer Amerikalı yetkililerin sonraki demeçlerinde hep bu ciddiyeti görecektik. Amerikalılar geçen süre içinde hep Suriye’ye kafayı takmış, Şam yönetimini tehdit etmiş ve bu ülkeye dönük proje geliştirmekten yorulmamıştı. Yani bugün Suriye’de yaşanan her şey 2003’te planlanmıştı.

60 YIL CUMHURİYET’LE YÖNETİLDİ

Kuzey Afrika'nın nüfusu en büyük olan ülkesi Mısır, yaklaşık 7 bin yıllık bir geçmişe sahip. Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı bir vilayet olan Mısır, 1922'de bağımsızlığını kazandı. 1953'te ise Cumhuriyet ilan edilidi. 32 yıl boyunca Mısır'ı yöneten Hüsnü Mübarek'ten sonra başa gelen Muhammed Mursi de ordunun yönetime el koyması nedeniyle devrildi. Halkının çoğunluğu Müslüman Araplardan oluşan ülkenin nüfusu 2012 tahminlerine göre yaklaşık 90 milyon. Nüfusun büyük bir bölümünün Nil Nehri boyunca yerleştiği ülkenin başkenti Kahire'dir. Akdeniz ve Kızıldeniz'e kıyısı bulunan Mısır'ın, batısında Libya, güneyinde ise Sudan yer alıyor. Mısır, Asya kıtasında yer alan kısmı Sina Yarımadası üzerinden Filistin ve İsrail ile komşu. Mısır'dan geçen Nil Nehri, sularını Akdeniz'e boşaltıyor. İslam İşbirliği Teşkilatı, Arap Birliği ve Asya Birliği'ne üye ülke, uzun süre hem doğu hem de Batı ülkeleri ile dengeli ilişki içerisindeydi.

Sunday, July 28, 2013

DEĞİŞİM VE DÖNÜŞÜMÜ DOĞRU OKUMAK 1 / FEYZİ İŞBAŞARAN

DEĞİŞİM VE DÖNÜŞÜMÜ DOĞRU OKUMAK

2) Başbakan’daki belirgin değişim Ak Parti’nin kapatılma davasının lehte sonuçlanması ile başladı. Davanın lehte sonuçlanmasının bedeli oldu
3) Ak Parti ve Başbakan’ın benim de beğendiğim tarafı, yüzünü Avrupa’ya (AB) çevirmiş olması ve bu konuda büyük çaba göstermesi oldu.
4) Bugünlerde bakmayın AB’nin kötülenmesine AB’ye girme projemiz Cumhuriyet’ten sonraki en büyük medeniyet projesidir. Para olarak görmeyin.
5) AB’de yaşıyan 5-6 milyon insanımız ve buna ilave değişik ülkelerden 35 milyon da müslüman yaşıyor. Yani 40 milyon.Çok stratejik durum.
6) Başbakan, 3 Kasım 2002 seçimlerini (İlk seçimleri) AB üzerine kurdu. İktidar oldular ve gerçekten çok çaba sarf etti. Hergün bir ülkedeydi.
7) AB iki ayak üzerinde oturan bir proje Birincisi; Maastricht (Ekonomik kriterler ) İkincisi; Kopenhagh (Siyasi kriterler) Her ülke için bir.
8) 2001′de yaşanan ekonomik krizden sonra o dönemin hükümetinin aldığı tedbirler (K.Derviş) ABD veAB’nin yakalandığı krizi hafif atlattık.
9) Ak Parti K.Derviş’in ekonomi tedbirlerini harfiyen devam ettirdi. Türkiye göreceli ekonomik bir gelişme gösterdi, ama kırılgan yapı vardı
10) Türkiye Özal’ın resmen başvurduğu ve daha sonraki Hükümetlerin katkısının da olduğu bir serüveni oldu. Tayyip Bey de çok çaba gösterdi.
11) Tayyip Beyin ABD destekli çabaları netice verdi. AB Türkiye ile müzakerelerin 3 Ekim 2005′te başlanmasına karar verdi. Başarıydı.
12) Hatırlarsınız , AB ile müzakere tarihi alınınca M.Gökçek havaalanında büyük karşılama yapmıştı.Başbakan otobüs’ün üstünde halkı selamladı
13) Tayyip Bey ile AB arasında ilk sorun TBMM’ye getirdikleri “Zinanın suç sayılması yasası” oldu. AB çok sert tepki verdi.
14) Başbakan hemen uçakla Brüksel’e gitti. AB genişlemeden sorumlu komiseri Günter Verheugen ile görüştü.Verheugen “yasayı geri çekin” dedi.
15) Günter Verheugen o kadar sertti ki, “Hemen şimdi yanımda Meclis Başkanı’nı arayın” Tayyip Bey Meclis Başkanı’nı aradı ve yasayı geri çekti
16) Türkiye’de Tayyip Beye ‘Acaba?” diye bakanlar Tayyip Beyin çabalarının samimi olduğuna inanmaya başlamıştı. Liberal kesimin de desteği
17) Bir kesim de; “Tayyip Bey askeri vesayetten kurtulmak için AB’yi kullanıyor. Bunların gizli ajandaları var” diyordu.İşe iyi başlanmıştı.
18) Tayyip Bey ABD ile de sıkı bir “Stratejik ortaklık” kurmuştu. AB’de en ufak sorunda ABD D.İşleri Bakanı C.Rice telefonla devredeydi.
19) Tayyip Bey artık ABD’nin sıkı bir dostu  İsrail ile arası çok iyi AB birşey diyemiyordu. Dediği an hemen ABD uyarısı geliyordu.
20) Tayyip Bey öyle bir güç haline gelmişti ki, İran, Suriye, Filistin ve Hamas konusunda ABD ve AB ile arabulucu ve uzlaştırıcı liderdi.
21) Diğer tarafta Tayyip Bey bu gücünü Türkiye’de nasıl kullandığını daha önce yazmıştım. Artık Tayyip Beyin önünde duracak kimse yoktu.
22) Türkiye’nin AB ile müzakerelerde en büyük sorunu Kopenhag kriterleri. Yani siyasi kriterler @cbabdullahgul de geçenlerde hatırlattı.
23) Türkiye’de gücü her ele geçiren kendi kriterlerini ortaya koyuyor. Tayyip Bey de”Ankara kriterleri” demişti. AB’de insan ve hakları önemli
24) Başbakan ve AB’dn sorumlu Bakan, diğer Bakanlar koro halinde AB’ye siz kim oluyorsunuz? demeye başladı.Siz bize katılın falan…
25) Aslında AB çok memnun oldu.”Oh ne iyi oldu. Başımızdan kendileri gitti” diyordu. AB en başta böyle ortaklık istiyordu zaten.
26) Tayyip Bey için ABD ile “Stratejik ortak”lık yetiyordu. Yeni Başkan Hüseyin ile de iyi diyalog kurdu kim ne yapsın AB’yi…
27) Tayyip Bey artık İran, Suriye, Filistin,Hammas ve Arap liderleriyle ABD arasındaki “Akil Adam” oldu. ABD de denedi. Neden olmasın?Bakalım..
28) Tayyip Bey artık Arap Emirlerini, Krallarını azarlıyordu. İsrail Cumhurbaşkanı Perez’i çarpıyordu. Bölgeye ayar verdiğini sandı.
29) Tayyip Bey ve Davutoğlu bölgeye öyle geniş bakıyordu ki “Suriye bizim iç meselemiz” demeye başladı. Bölge şaşkınlık içindeydi.
30) Tayyip Bey Suriye’nin Rusya ve İran için savaş sebebi olacağını göremedi. Balıklama atladı. ABD olayı gördü ve geri çekildi.
31) S.Arabistan-Katar da çekildi. Hiç bir Arap lideri konuşamaz oldu. Tayyip Bey bir anda yalnız kaldı. Çünkü ABD sorunu Rusya ile görüşüyordu
32) Tayyip Bey resmen kandırılmış ve ortada bırakılmıştı. Buna bir de Mavi Marmara olayı ilave oldu. Felaketler arka arkaya geliyordu.
33) Bundan 8 Ay önce Suriye-Gazze konusunda Başkan OBAMA yı telefonla aradı. Kötü bir konuşma oldu ve Obama tepkisini Sopalı fotoğrafla koydu
34) Obama’nın sopalı fotoğrafından sonra Tayyip Beyin ABD ile irtibatı kesildi. Tayyip Bey Putin ve diğer bölge liderleriyle görüşmeye başladı
35) Bölgede Diplomasi gücü (Bürokrat olarak) en güçlü ülke İran’dır. Putin çok iyi yetişmiş Devletin adamı”Nükleer santraller falan konuşuldu
36) Tayyip Bey artık ABD’sizdi. ABD olmayınca AB’de tavır koymaya başlamıştı.Çünkü Tayyip Bey yüzünden AB, ABD’den çok fırça yemişti
37) Tayyip Beyin elinde tek şey kalmıştı. Nükleer santraller, Airbus, Boing uçak alımı,büyük ihaleler,satışlar vs.Çıkış yolu arıyordu.
38) Tayyip Bey bunun böyle gitmeyeceğini anladı. OBAMA’dan randevu istedi, uzun süre alamadı. Sonunda bazı şartlarla randevu verildi.
39) OBAMA tam randevu vermişti ki, Reyhanlı’da bomba patladı. Daha cesetler çıkarılıyorken Tayyip Bey ABD’ye gitti
41) Tayyip Bey-Obama görüşmesi iyi geçmedi. Obama “Suriye de yokum, .Gazze’ye gidişinizi de zamana bırakın” Bir aile görüşmesi olmuş oldu.
42) Bu arada son 3 yıldır işler kötü gittikçe Tayyip Bey askerin yerine Polis teşkilatını güçlendiriyor, kendine sadık bir güç oluşturuyordu
Tayyip Beyin Bu işin arkasında “dış güçler var” dediği güçler eski dostları. Dış politikada duygusallık yok.”Men dakka dukka” diyordun ya.
43) Tayyip Bey bir şeyi unuttu. Türkiye Petrol ülkesi değil. Tüccar milletiz. Üreteceğiz-satacağız. Bunun için çok dengeli ve akıllı olacaksınız
44) Serbest piyasa ekonomisinin paralelinde, temel hak ve özgürlüklerin alanını da genişletmezseniz, birgün bunu yaşarsınız .Olan bu.
45) Geçen gün de yazdım. Merkez Bankanızdaki para Bill Gates’in parası kadar değil.Yani ABD’de bir kişinin serveti.Olaya böyle bakın.
46) Tayyip Beyi iki gündür dikkatle izliyorum.”Bu kadar hizmet ettim bu halk nasıl bunu görmez” diye kızıyor. Bunu anlamak yerine sertleşiyor.
47) Tayyip Bey insanların özel hayatına o kadar girdi ki, her konuda bir”BABA” gibi konuşuyor ve her konuştuğu yasaya dönüşüyor.
48) Hatırlarsınız zamanın Cumhurbaşkanı rahmetli Ecevit’in suratına Anayasa kitapçığını fırlatınca ekonomik kriz çıkmıştı. Küçük olay yani.
49) Cumhurbaşkanı Sezerin kitapçığı fırlatması bardağı taşıran damla olmuştu. Dünya Bankalarımızın içinin boş olduğunu biliyordu.
50) Türkiye’de bugünlerde yaşananlar da küçük bir olaydan başladı.”İki ağaç” yani. Başbakan kızıyor, onu bunu tehdit ediyor. Anlayamıyor.
51) Başbakan M.Ali Alabora @memetalialabora ya kızıyor “Sanatçıya bak, mesele iki ağaç değil arkadaş diyor. Bunun hesabını sorarım”
52) Başbakan, Alabora’ya bunu söylerken, Kendisi “Bunların derdi iki ağaç, çevrecilik, park falan değil” diyerek @memetalialabora yı doğruluyor
53) Başbakan bununla da kalmadı. Koç Grubunu, Cem Boyner’i vs.kim konuşuyorsa tehdit ediyor. Meydanlardaki gençlerin üstüne polisi sürüyor.
54) Olaylar başlayınca, en sakin davranan @cbabdullahgul oldu. Olgunlukla karşıladı.@bulent_arinc ,@kilicdarogluk ile görüştü.
55) @bulent_arinc @cbabdullahgul ile görüşmesinden sonra uygun lisan ile özür diledi. Kılıçdaroğlu da memnundu. İyi olacaktı.
56) Başbakan yurtdışından dönüyordu. Milletçe”Aman inşallah o da yumuşak konuşur”telaşına düştük. Ben de burda yazmıştım.
57) Başbakan önce karşılama istemedi. Son dakika Karşılama yapılsın talimatı geldi. (Bunu biliyorum. O toplantıda bulunan arkadaşım anlattı)
58) Ak Parti Istanbul yönetimi bundan memnun olmadı. Ama yapacak bir şey de yoktu. Hazırlıklara başlandı ve o saat geldi.
59) B.Arınç ve Bakanlar karşıladı. Başbakan otobüsün üstüne çıktı. Ben o arada B.Arınç’ın yüz ifadesine baktım. Hiç iyi değildi.
60) Belli ki, B.Arıç’ın özürü boşa gitmiş. Başbakanı yumuşak konuşmaya ikna edememiş.(O günden beri B.Arıç ortalıkta yok. Tweet de yazmıyor)
61) Başbakan otobüsün üstünde konuşurken kendisinden başkasını asla istemez. O gün herkes otobüsün üstündeydi..Yalnızlık psikolojisi.
62) Ankara mitinginde de yalnız çıkmadı. Arkadaşlarını arkasına aldı.Bugün Istanbul’da korkuyu atlatmış gibi, tek başınaydı yine.
63) Başbakan bu mitingleri, partisinin tabanını tutmak ve yalnız kaldığı Dünyaya Bakın ben ayaktayım.” Demek istiyor. Ama artık çok geç.
64) Başbakan bu mitinglere “Mahalli idareler seçim propagandası” diyor.Tabi ki öyle değil.Kendini ispatlama çabası..
65) Başbakan Türk Medyasınını tamamını susturdu. Dünya bunu görüyor.Dünya bağımsız medyası görüntüleri veriyor.Başbakan çok kızıyor.
66) Başbakan bugünkü mitinginde sürekli Cnn İnt. Bbc gibi dünya devi yayın organlarını hedef aldı. Onların umrunda olmaz. Yayına devam ederler
67) Başbakan artık ABD ve AB ile barışık olamaz. Bunlarla barışık olmayınca bölgede de sözün dinlenmez ve bitersin. Bunu çok iyi gördü.
68) Ak Parti kendi içinde bir koalisyon. Farklı görüş ve cemaatler var.Kimi güçlü kimi gerekli desteği göremiyor.Rant da söz konusu.
69) Bakan ve Milletvekilleri kendi aralarında “Nereye gidiyoruz” sorusu soruluyor.3 dönemi tamamlayıp aday olamayacaklar   toplantılar yapıyor.
70) Önümüzde Ak Parti’nin ve Tayyip Beyin kaderini belirleyecek Cumhurbaşkanlığı seçimi var. Sn.A.Gül sessizliğini bozmuyor, bekliyor.
71) Tayyip Bey işin sonuna geldiğini biliyordu. Olayların böyle patlayacağını beklemiyordu.Bu Tayyip Beyin son bir yılı.2014 haziran son nokta
72) Tayyip Bey Cumhurbaşkanı olmak istiyor. Cumhurbaşkanlığı seçimleri 20014 Ağustos. İki ay önceden adaylar belirlenecek ve propaganda başlar
73) Şimdi, Ak Parti’nin asıl kurucusu A.Gül ve Tayyip Bey konuşmak durumundalar.B.Arınç ve diğer arkadaşları da arada olacak.
74) Tayyip Beyin,Yeni Anayasa,Başkanlık sistemi ve tüm açılımlar bitti.Yani Ben Başkan olurum.Başbakanı va bakanları ben belirlerim bitti.
75) Şimdi, Tayyip Bey ve Sn.Abdullah Gül ilk günkü gibi konuşacaklar .Köşke çıkacaksa, sakin bir Cumhurbaşkanlığı yapacak ve partiyi unutacak.
76) Mevcut muhalefetten bir iktidar beklemek erken. Ak Parti kendi içinde değişim-dönüşümü yaşayacak. Önümüzdeki 5 yıl böyle görünüyor.
77) Tayyip Bey Cumhurbaşkanlığını haketmiş olabilir ama Sn.Gül gibi bir Cumhurbaşkanlığı yapmak durumunda. Bu da netleşti.
78) Sn. A.Gül gibi diyaloga açık ve yumuşak tabiatlı, deneyimli bir Başbakan ülkeyi sakin bir limana taşıyabilir.Uluslararası itibarı da var
79) Anlattığım bu senaryoyu Tayyip Bey kabul etmezse, Sn.Abdullah Gül Cumhurbaşkanlığına aday olur ve yüksek oyla seçilir.
80) Sn.Gülün tekrar Cumhurbaşkanı seçilmesi halinde Tayyip Bey tamamen oyunun dışında kalır ve sşyaseten tasfiye olur. Durum budur.

DEĞİŞİM VE DÖNÜŞÜMÜ DOĞRU OKUMAK-2 (10-11 Haziran 2013) / FEYZİ İŞBAŞARAN

DEĞİŞİM VE DÖNÜŞÜMÜ DOĞRU OKUMAK-2 (10-11 Haziran 2013)

2) Tayyip Bey Milletvekili ve Başbakan değilken ve sadece Ak Parti Genel Başkanı olarak Beyaz Saray’da Bush tarafından Resmi olarak ağırlandı
3) Tayyip Beyin Bush tarafından resmi olarak ağırlanmasına Kamhi, Üzeyir Garih, Hahambaşı Hallavi ve Yahudi lobisi aracı oldu.Tayyip Bey Istanbul Belediye Başkanlığı zamanında Yahudi Lobisi ile iyi diyalog kurmuştu.
4) Tayyip Bey Bush görüşmesinde ileriye dönük sözler alınıp verildi.Sıra Tayyip Beyin Başbakanlık yolunun açılmasına geldi.
5) Bush’un gözü dönmüştü. Babasının başa çıkamadığı Saddam’ı bitiren adam olmak istiyordu. Bunu da en kolay Türkiye üzerinden yapabilirdi.
6) Tayyip Bey Bush’un bu taleplerinin tamamına evet dedi. Meclisten yasa çıkmasını beklemeden ABD’lileri Türkiye’ye davet etti.
7) ABD’liler Türkiye’ye geldi bazı havaalanlarımızı elden geçirmeye ve G.Antep, Urfa, Mardin, Hatay vs. illerimizde arazi kiralamaya başladı.
8) Tayyip Bey -Bush anlaşması Meclisin önünden gidiyordu. Araziler, havaalanları kiralanmış. Paralar ödenmiş ABD savaş gemileri İskenderun’daydı.
9) Tayyip Bey Meclisten yasayı geçireceğine emindi. Başbakan A.Gül, TBMM Başkanı Bülent Arınç’tı. Ak Parti içten içe kaynıyordu.
10) Ak Parti tabanı ve Ak Partiye destek veren medya bu yasaya direndi. Asker sessiz kaldı.Gül ve Arınç da bundan rahatsızdı.(B.Arınç geçmesini istemiyordu)
11) Bu yasa meşhur 1 Mart tezkeresiydi. Tezkere Mecliste Hükümet ABD ile para pazarlığındaydı.98 milyar dolar isteyince ABD çıldırdı.
12) ABD 98 milyar dolar talebi ile karşılaşınca “Türkler bizimle at pazarlığı yapıyor”dedi. Dış İşleri Bakanı Yaşar Yakış ve ABD Dışişleri Bakanı Powell kavga etti.
13) ABD savaş gemileri 45 gün İskenderun açıklarında bekledi. Yasa Meclisten geçmedi. Tayyip Bey şaşkın-pişmandı. Yasayı tekrar getirmek istedi.
14) ABD Tayyip Beye çok kızdı ve gemilerini çekti Irak’ka güneyden girmeye karar verdi. Türkiye’den girse kolay. Uzun yolu seçmek zorunda kaldı.
15) Tayyip Bey ABD’ye “Ben Başbakan olmayınca etkim olmuyor” deyince, yeniden konuşuldu. ABD araya girdi Baykal ikna edildi.
16) ABD’nin iknası üzerine Tayyip Bey ve Baykal biraraya geldi. Uzlaşıldı. Meclise yasa getirildi ve Tayyip Beyin Başbakanlık yolu açıldı.
17) ABD-Tayyip Bey arasında çok sıkı”Stratejik ortaklık” kuruldu. Büyük Orta Doğu (BOP) planı devreye girdi. Bölgedeki görev Tayyip Beye verildi. Baykal’ın da fazla yapacağı bir şey yoktu. Tayyip Beyin partisi tekbaşına iktidar olmuş, Genel Başkanı dışarda kalmış,Milletvekili olamamış.Bu gerçekten sürdürülemez bir durumdu.
18) Tayyip Bey artık bölgenin lideri ve kendisini küresel güç zanetti. Halbuki ABD’nin bölgedeki çıkarları “Konjoktürel” ve değişkendir.
19) Tayyip Bey artık ABD ile duygusal ilişkiye girmişti. Aslında Tayyip Bey samimi adam birebir dostluğa önem verir. Ama, ABD’de öyle şey yok.
20) Tayyip Bey aldığı ABD desteği ile bölgede, AB’de estiriyordu. Herkes “ABD’nin adamı” diye çekiniyordu. ABD’de Tayyip bey için bölgede herkese fırça atıyordu
21) TayyipBey Bush dönemi çok fırtınalı geçti.Bush bölgeye saldırdıkça Türkiye’de Anti ABD’llik %87′ye çıktı.ABD bundan rahatsız oldu..
22) ABD Tayyip Beyi davet etti “Türkiye’deki bu Anti Merikancılık neden oluyor?” Tayip Bey “benden şüpheniz olmasın. Ben dostum”
23) ABD peki kim yapıyor? Türkiye’de İsrail ve Amerika karşıtlığı çok yükseliyor. Hani biz “Stratejik müttefik”tik? Biz bu durumdan rahatsızız
24) Tayyip Bey’e bir dosya verdiler “CIA İyi bir Türkiye raporu hazırlamıştı”ABD için yeni bir durum vardı. Muvazzaf ve emekli asker söz konusu.
25) ABD’nin CIA raporunda Muvazzaf ve emekli askerlerin Ak Parti kızgınlıklarını ABD’ye yönelttiği yazılıydı.Bunların dernekler kurduğu vs.
26) Gerçekten Asker ABD muhatabı olamamaktan, Tayyip Beyin muhatap alınmasından rahatsızdı. Ama ABD 1 Mart tezkeresinden dolayı Askere kızgındı
27) Peki ne yapılmalıydı? Askeriyenin içindeki bir takım yapılanmayı Tayyip Bey biliyordu ama dokunamıyordu. ABD’nin bu desteği çok işe yaradı.
28) ABD düğmeye bastı. ABD G.Kurmayın,Mit’in tüm gizli bilgilerine hakimdi.Çünkü uzun yıllardır iç içeydiler.Mit’in maaşlarını bile ödüyordu
29) Tayip Bey ABD’nin de desteği ile Askeri saf dışı etti.Yani Win win.Kazan kazan .Her iki taraf da memnundu.Ama öyle bir hal aldı ki..
30) Tayyip Bey de ölçünün kaçtığını anladı. Çıkıp televizyonda bunu itiraf etti “Atayacak generalim kalmadı” ölçü kaçtı.
31) Tayyip Bey Tutuklu Genel Kurmay Başkanı için”Genel Kurmay Başkanına terörist başı diyeni tarih afetmez”Gerçekten iş istemediği yere gitti.
32) Tayyip Bey Obama ile de çok iyi dostluk kurdu. Ne de olsa Hüseyin’di.Obama Tayyip Bey’e çok değer verdi.Türkiye’ye geldi.TBMM’de konuştu.
33) Tayyip Bey yine duygusal.Ne de olsa müslüman aileden geliyor.Sempati duyuyordu.Kardeş gibi oldular.Ama,ABD asla duygusal olamaz.
34) Tayyip Bey Obama’yı da kafaya aldığını sandı ya,bölgede önüne gelen liderlere fırça atıyor, git falan demeye başlamıştı.Ders veriyordu
35) Tayyip Bey Bir şey unutuyordu, ABD stratejik davranıyordu.Kimin gitmesine kendi karar veriyordu.Tayyip Bey Libya konusunda direndi.
36) Tayyip Bey Kaddafi’den “İnsan hakları ödülü”nü ve 250 bin doları yeni almıştı. Nasıl Kaddafi’ye git diyecekti? Zor durumdaydı.
37) Tayyip Bey önce direndi”Nato’nun Libya’da ne işi var”dedi.ABD Tayyip beyi br şekilde ikna etti.Libya Nato’nun İzmir karargahından vuruldu.
38) Libya’yı İzmir’den vurmak yetmedi bir de Bingazi üzerinden 300 milyon dolar verdik. Kaddafi insanlık dışı bir şekilde sokakta linç edildi.
39) Libya’nın petrolü ABD,Fransa,İtalya,İspanya tarafından parsellendi.Bizim müteahitler de kapı dışarı edildi.Elimizdeki işler gitti.Müteahitlerimiz hala 2 milyar dolara yakın alacağını almaya çalışıyor.
40) ABD Enerji koridoruna hakim olmak, Rusya, İran’ın Akdenize çıkışını kapatmak,İsrail’in güvenliği için Kürt Otonomi bölge kurmak istiyordu.Bu Kürt’ler için de tarihi bir an olacaktı.
41) ABD bunu nasıl yapacaktı? Suriye’nin bölünmesi gerekiyordu.Sünni S.Arabistan,Katar,Türkiye’yi organize ederse bu iş olurdu.
42) ABD Rusya ve İrandan sert bir direnç gördü.Buna çin ve Lübnan (Hizbullah) da ilave oldu.Durum zora girdi.ABD durum değerlendirmesi yaptı.
43) ABD bu arada PKK’ya Türkiye ile anlaşın.Türkiye’ye de Kürt sorununuzu artık hal edin yardımcı olacağız.Görüşmeler başlamıştı.
44) Türkiye için kürt sorununu çözmek, PKK (APO) için de legal siyaset yapma yolu açılıyordu ve önemliydi.Herkes memnun.
45) ABD Rusya ile uzun görüşmeler yaptı ve Suriye’ye askeri bir müdahaleden vazgeçti. Sorunun diplomasi ile çözülmesi gerektiğine karar verdi.
46) Abd’nin bu kararı üzerine Türkiye tam ortada kaldı.S.Arabistan,Katar çekildi.Arap ülkelerinin tamamı sustu.Yalnız kaldık.
47) Bundan 8 ay önce Tayyip Bey Obama’yı Telefonla aradı.Suriye ve Gazze konusunda sert bir görüşme yaptılar.O günden sonra görüşme olmadı.
48) Tayyip Bey-Obama telefon görüşmesinden sonra Beyaz Saray Obama’nın Beyzbol sopalı fotoğrafını yayınladı.Fotoğrafın altına da “Başkan Obama’nın Türk Başbakan’ı Erdoğan ile telefon ile görüşme anı” diye yazdı.
49) Obama-Tayyip Bey görüşmesinden sonra bu sopalı fotoğraf Tayyip Beye soruldu “Şık değl neden yaptıklarını bilmiyorum” demişti.Hakaretti.
50)Obama ikinci kez seçildi Tayyip Bey aradı kısa bir tebrik görüşmesi oldu.Ama,Tayyip Bey aylardır Obama’dan randevu bekliyordu.Cevap yoktu
51) Suriye ile başımız belaya girdi. Herkesle kötü olduk.PKK ile görüşmeler nasıl neticelenir belli değil.Toplumun kafası bu konuda karışık.
52) Dün giden heyete APO “Beni oyalayacaklarını sanıyorlarsa, yanılıyorlar.Ben üstüme düşeni yapıyorum.Hükümet hızlandırsın” Tayyip Beyin işi çok zor.APO ile yürütülen müzakerelerdeki şartları yerine getirebilecek mi?
53) Tayyip Bey “Dış güçler Türkiye’yi karıştırmak istiyor” Biraz düşünün. Bu dış güçler kimler olabilir? Kimin öyle bir gücü var? Suriye mi:)) Tayyip Beyin “Dış Güçler”dediği eski ortakları-Dostları.
54) ABD Tayyip Bey ile yürümeyeceğine 8 ay önce karar verdi. Türkiye’nin kırılgan bir ekonomisi var. Merkez Bankasındaki paramızla övünüyoruz.
55) Merkez Bankamızdaki paramız Bill Gates’in parası kadar.Yani sadece Amerika’da bir kişinin parası kadar.Biraz düşünmek lazım.
56) ABD eski Başkan adayı, yeni ABD Dışişleri Bakanı bölgeyi ve Türkiye’yi iyi bilen biri.Seçilir seçilmez Türkiye’ye geldi.Ama bir şey oldu.
57) ABD Dışişleri Bakanı Kerry iner inmez TAYYİP Beyin “Siyonizm insanlık suçu sayılsın” haberi patladı. AB(D), BM,İsrail sert kınadı.
58) Tabi,ABD Dışişleri Bakanı Kerry de sert bir kınamada bulundu.Cumhurbaşkanı,Başbakan ile görüştü ve gitti.Aslında Tayyip Beye randevu tarihini söyleyecekti. Vazgeçti.
59) Tayyip Bey Söylemlerini elaltında düzeltmeye çalıştı. Tekrar devreye girildi.Tayyip Bey Cumhurbaşkalığ seçimi öncesi Obama ile görüşmeliydi.
60) ABD Dışişleri Bakanı Kerry bir kez daha Türkiye’ye geldi. Bu defa konu Gazze’ydi.Tayyip Bey Gazze’ye gitmekte ısrarlıydı.Gideceği tarihi açıklamıştı.
61) ABD Dışişleri Bakanı Kerry Tayyip Beye “Gazze gidişiniz erken. Filistin Devlet Başkanı M.Abbas da istemiyor”Bunu ABD ziyeğaretinizde konuşalım.
62) ABD Dışişleri Bakanı Kerry Tayyip Beyi ikna edemedi. Dışarı çıktı basın toplantısı yaptı ve “Tayyip Beyin Beyazsaray ziyaretinde Gazze’ye karar verilecek” dedi.
63) ABD Dışişleri Bakanı Kerry’nin bu siyasi nezaket dışı açıklaması Tayyip Beyin karizmasını yerle bür etti.Tayyip Beye sordular”Şık olmadı” dedi.Hem de hiç şık değildi.
64) Tayyip Beyin yapacağı bir şey yoktu.ABD’nin Tayip Beye randevu vermediğini biliyordu.Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi bu yok olmaktı.ABD’nin desteğini almak önemliydi.
65) Beyaz Saray Tayyip Beye randevu verdi.Tam o sırada Reyhanlı faciası yaşandı.Böyle bir durumda hiç bir ülkenin Başbakanı gitmezdi.
66)Tayyip Bey Reyhanlı’da henüz cesetler çıkarılıyorken ABD’ye gitti.Gitmedenhttp://feyziisbasaran.Wordpress.com da Beyaz Saray’ı yazmıştım.Duruyor.
67) Ülkenizde bomba patlamış 54 ölü var. Cesetler çıkarılırken ziyaret ettiğiniz Devlet Başkanı size hangi gözle bakar? Ama Tayyip bey gitti!
68) Tayyip Beyin Beyaz Saray görüşmesi de tuhaftı. Ben de Beyaz Saray görüşmelerinde bulundum.Ailece gittiler.İlgili ilgisiz herkes gitmişti.Beyaz Saray böyle ziyaret görmedi.Herkes fotoğrafa nasıl girerim ile uğraşıyordu.
69) Tayyip Bey Beyaz ve ailesi Saray’da iyi ağırlandı. Obama en son “Biz Suriye’de yokuz. Halkım müslümanlarla savaşmıyalım diyor” dedi.Bitti
70) Bu yazdıkarımı yaşıyan bir liderde moral-motivasyon diye bir şey kalmaz. Yaşadıkları gerçekten çok ağır.Aldatılmışlık çok kötü duygu.
71) Dün gece size Tayyip Beyi biraz özetledim.1991 Mv.Genel seçimlerinde ben de kendisi de lstanbul’da adaydık.Ben seçildim o seçilememişti. Buna kader mi demek lazım?
72) Ben ANAP’dan O da Erbakan Hoca’nın partisinden adaydı. Propagandaları bizi şaşırtmıştı.M.Ali Şahin elinde güllerle meyhaneleri geziyordu.
73) Gel zaman git zaman Erbakan Hoca ile de yollarını ayırdılar.Sayın A.Gül Erbaan’ın adayı Kutan’a karşı aday oldu az oyla seçimi kaybetti.
74) Sayın Gül 53 milletvekili ile partisinden istifa etti ve TBMM’de Ak Parti Grubunu kurdu.Grup Bşk Sn.Gül ,Partinin Genel Başkanı Tayyip Erdoğan.
75) Dsp-Mhp-Anap koalisyonu millete müthiş bir ekonomik kriz yaşattı. Ecevit, Bahçeli, Yılmaz şaşkındı.Sokağa çıkamıyorlardı.Halk parişan oldu
76) Sn.Bahçel’nin bir çağrısı ile apar topar erken seçime gidildi (Bu arada K.Derviş TBMM’den çok ağır yasalar geçirdi) Aslında düzeliyordu. (Meşhur 15 günde 15 yasa TBMM gece gündüz çalışmıştı)
77) Perişan olmuş üç parti erken seçime gitti (İntihar etti) üçü de barajın altında kaldı.En hazır ve yeni olan Ak Parti’ydi.İKTİDAR oldu. ( 3 Kasım 2002)
78) Doğrusu, Ak Parti iktdara geldiğindeki söylemleri çok iyiydi. ÖZAL’ın Anavatan’ı gibi konuşuyorlardı.2002-2007 ‘de iyi işler yaptılar.
79) Mesela “Türban” denildiğinde bizim öyle bir sorunumuz yok. İşimize bakıyoruz (M.Ali Şahin) Ama, bir kesim şüphe ediyordu “Bunların gizli ajandaları var.şimdilik kendilerini kabul ettirmeye çalışıyorlar, ayakları yere basınca ideolojilerine dönecekler”diyorlardı.
80) Parti’yi kurduklarında Sn.Gül beni de partiye davet etmişti. Ben de teşekkür ettim.”Anap Gn.Bşk.Yardımcısıyım.Partim zorda ahlaki olmaz” Demiştim.
81) Anap’tan-DYP’den bazı arkadaşlar o dönem Ak Parti’ye gitti.Bir kısmı ayrıldı bir kısmı duruyor.Pasif duranlar var H.Çelik gibi aktifi de var.
82) 28 Şubat ve devamında TBMM’de Cumhurbaşkanı seçtirmeme (Yargı-Asker) korosu müthiş hata yaptı. Tam darbe girişimiydi.(E muhtıra)
83) Ben de herkes gibi bu hukuksuzluğa ve darbe girişimine karşı çıktım.TBMM kilitlendi ve Ak Parti erken seçim kararı aldı.Doğru yaptı.
84) 2007 Seçimlerinde beni bir kez daha aday olmaya davet ettiler.Bu defa kabul ettim.Seçim meydanları müthişti.Sn.A.Gül’e büyük sahiplenme
85) 2007 Seçimlerinde Milletvekili seçildik Meclise geldik. Benim gibi dışardan gelenleri içlerine almıyorlardı. Bizim yanımızda konuşmuyorlardı
86) Benim gibi dışardan gelenlere İçimizdeki hainler” gibi görüyorlardı. Onlara Cemil Çiçek Ve A.Kadir Aksu yetiyordu. Soldan da E.Günay görüntüyü tamamlıyordu. Ertuğrul Günay CHP’den itilip kakılmaktan bıkmıştı. Baykal partiden uzaklaştırmış ve siyasette bir çıkış yolu arıyordu.Fena Bakanlık yaptığı söylenemez.Son zamanlarda Başbakan’la frekansları bozuldu.Başbakan’ın artık ihtiyacı kalmamıştı.
87) Ben Anavatan’da yaşadığım gibi kapalı toplantılarda fikrimi çok net söylüyordum.Her kes şaşırıyordu “Nasıl konuşabiliyor”
88) Sn.Gül’ü Cumhurbaşkanı seçtik.(Mhp’nin desteği ile) Arkasında Beklenmedik bir şey oldu. Tayyip Bey ispanya’da konuştu…
89)Tayyip Bey İspanya’da bir soru üzerine “Türban velevki simge olsa ne olur?” Ortalık o gün karıştı.Toplantı üstüne toplantılar yapıldı.
90) Kapalı toplantıda fikrimi söyledim”Sayın Başbakan Kılık kıyafet düzenlemesi Anayasa değişikliği ile olmaz.Bu uzlaşı-genelgelerle olur”
91) Başbakan’a karşı fikrini söyleyen 2-3 kişi onlar da bir daha listeye konmadı zaten.Kalanı “Tam zamanı,Cumhurbaşkanını da bizden yaparız”
92) Ben o gün de bugün de kız çocuklarının başörtüleriyle üniversitelere gidebilmesini savunan biriyim. Dini inancı gereği de olsa,Özgürlükler açısından bakıyorum.
93) Tayyip Bey o Anayasa (Başörtü) değişikliğini Meclise getirdi. Oy da verdim.Bunun çözüm olamayacağını da biliyor ve söylemiştim.
94) Ak Parti hakkında kapatılma davası açıldı. İki yıla yakın kapatıldı kapatılmadı ile uğraşıldı.Kapatılmaması konusu bir şekilde hal edildi (Anayasa Mahkemesi’ndeki Askeri üye de kapatılmaması yönünde oy kullandı) Bu arada Yaşar Büyükanıt’ın görev süresi dolmuş ve İlker Başbuğ’un Genel Kurmay Başkanlığı kararnamesi Başbakanlık’taydı.
95) Bu kapatılma davasından sonra Tayyip Bey tamamen değişti.Asker ve yargı operasyonları başladı.İş artık intikam almaya dönmüştü.
96) Ben 2007 Temmuz’unda seçildim 2009′Aralığında beni disiplin kuruluna sevk ettiler. Beklemedim istifa ettim.Meclis öyle bir istifa görmedi.Bunun görüntüleri internet ortamında var.Ben parti içinde Kürt,Alevi,yolsuzluklar vs.Her konuda fikrimi söylüyordum.Bu partide rahatsızlık yaratıyordu.Alevi kız çocukların okuması konusunda dönemin İç İşleri Bakanı Beşir Atalay ile karşı karşıya geldim.Sünni olmamla birlikte seçim bölgem Elazığ’da Alevi-Sünni ayırımı asla yapmadım.Tam tersine, Alevi vatandaşlarımıza pozitif ayırımcılık yaptım. Çünkü Alevi vatandaşlarımız ihmal edilmişti. Başbakan o konuda bana destek verdi.Başbakan Alevi kız çocukların okutulması konusunda gereğini yaptı.Bu olaya karışan Kaymakam ve Ak Parti ilçe Başkanı’nı görevden aldı.Beşir Atalay bunu hazmedemedi o günden sonra polis tarafından hergün izlendim ve rahatsız edildim.Yine öyle bir akşamda polis durdurdu.Arabayı kullanan ben değilim.Yanımda eşim, çocuklarım ve misafirlerim vardı.Polis benim aileme “Rus kadınları” muamelesi yaptı.Gayeleri olay çıkarmaktı.Olan oldu.Bugün de olsa çok daha sertini yaparım.Başbakan’a yanlış bilgi verdiler.O da beni disiplin kuruluna verdi.Beklemedi.Basın toplantısı yaptım ve istifamı mikrofona geçirdim.Başbakan ve Parti yanlış yaptığını anladı ama iş işten geçti.Toplam Ak Partide 1.5 yıl gibi bir zaman kalmış oldum. (Bu konu çok sorulduğu için olduğu gibi yazdım)
97) Sayın A.Gül arada bir “Bu iş rövanşist bir harekete dönüşmesin” uyarısına rağmen tam gaz gidiliyordu.Tayyip Bey tamamen değişmişti.
98) Tayyip Bey artık ABD’nin tek muhatabıydı. Sayın A.Gül safdışı edilmiş ve kendisine bilgi verilmiyordu Ailece de görüşmüyorlardı.
99) ABD’nin geleneksel Genel Kurmay muhabeti de bitti. Cumhurbaşkanı zaten Başkakan’ken 1 Mart tezkeresini çıkartamamış. Tek muhatap Tayyip Bey.
100) Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül neden ABD ve Tayyip Bey tarafından devre dışı bırakıldı?Biraz bunu yazacağım.
101) 2007 seçimlerine seçilip Meclise geldiğimzde Cumhurbaşkanı seçimi önümüzde duruyordu.Mhp destek vereceğini açıklamıştı.Sorun kalmamıştı.
102) Bu defa Tayyip Bey sorun çıkardı. “Adayımız kardeşimiz Abdullah Beydir” sözünü bırakmış.Vecdi Gönülü aday yapmak istiyordu.(Hatırlatma)
103) Bazen geriye doğru hatırlatmayla bir yere Geleceğim.B.Arınç ve Sn.Gül Tayyip Beyin Vecdi Gönül kararına direndi.
104) B.Arıç “Ya kendin aday olursun yada Abdullah Bey adayımızdı onunla devam ederiz.Israr edersen Vecdi Gönül’e karşı ben adayım” dedi.
105) B.Arınç’ın bu restine Tayyip Bey direnemedi ve Sn.Abdullah Gül aday gösterildi.Ben de oy verdim.Doğru olan da buydu.
106) O gün bu gündür Tayyip Bey Ve Sn.Gül’ün arası hep kötü gitti.Tayyip Bey her hareketi ile Cumhurbaşkanı’nı dışladı.Tek adamlığı oynadı
107) Size en çarpıcı örnek vereyim. Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı ilk defa Beyazsaray tarafından resmi olarak davet edilmedi. Sayın Gül sadece Birleşmiş Milletler toplantısı vs.toplantılar için ABD’ye özel ziyaretleri oldu. NEDEN?
108) Cumhurbaşkanı Putin görşmesi engellendi. Son Çin’den fırlatılan uydu törenine davet edilmedi.Çok sayabilirim.
109) Tayyip Bey ABD’den öyle bir destek alıyordu ki, gözü kimseyi görmüyordu. Artık bölge liderliği tamamdı.
110) Tayyip Bey “Gazze” dedikçe Arap ülkelerinin halkı (Yönetimleri değil) ve Türkiye ayaktaydı. Arap liderlerini azarlıyordu.
111) Olan oldu. İHH’nın bir organizasyonu ile Gazze’ye yardım gemisi Antalya’dan kalktı.Başta içlerinde AKP’li vekiller de vardı.Vekiller telefon talimatı ile gemiden indirildi.(Madem doğruydu Milletvekillerini neden indirdiniz?)
112) Mavi Marmara gemisi yolda ve İsrail sert uyarıyordu”Vururuz”Bu arada Hükümet İsrail ile Savunma sanayinde işbirliği içindeydi.
113) Olan oldu.İsrail gemiyi uyardı ama gemi yoluna devam ediyordu.İşte o facia yaşandı.Sert bir müdahale 9 can kaybı, gemiye el kondu.300′yün üstünde insan gözaltına alındı.ABD araya girdi savaşın eşiğinden dönüldü.
114) Tayyip Beyin karizması yerle bir oldu.İsrail ile savaşacak durumu da yok.Karşısında bugüne kadar dost olduğun ABD var.Kolay mı?
115) En başta size yazmıştım.İsrail ile böyle dostluk kurulmuştu.ABD’de memnundu.Yahudi lobisi üstün cesaret ödülü vermişti.Bu törenin fotoğraflarını google’den arayıp bulabilirsiniz.
116) Tayyip Beye bir darbe de F.Gülen’den geldi. Gülen “Böyle savaşa gider gibi yardım mı olur? Keşke İsrail ile konuşsaydınız” F.Gülen’in bu açıklaması Tayyip Beyi şok etti. Bir şey de diyemedi.(Ne dediğini burda yazmayacağım)
117) Doğruya doğru.F.Gülen’in küresel vizyonu geniş.Dünyadaki gelişmeleri ve ona göre konumlamayı çok iyi biliyor.Zamanlamayı çok iyi yapar
118) Ak Parti kendi içinde bir koalisyon.Bu koalisyonda zaman zaman çatışmalar yaşanır.Genelde üstü örtülür ve yola devam edilir.
119) Bu defa öyle olmadı.Tayyip Bey F.Gülen grbuna karşı temizlik hareketine girişti.F.Gülen ve ona bağlı medya mesajlar vermeye başladı.
120) Tayyip Bey Cemaatı eski cemaat zanetti.Cemaat artık Medyası,eğitimli insanı, parasal gücü ve Devletteki gücü ile ciddi bir güç.
121) Cemaat Hakan Fidan olayında tavrını net olarak ortaya koydu.Medyası ile yüklend.Tayyip By tv’lere çıktı “Hedef benim” dedi
122) Çözüm sürecini (Adı bir kaç kez değişti) “Güzel şeyler olacak” diyen Sayın Gül’dü.O başlattı.Ama,Sn.Gül’e bilgi bile verilmiyor.
123) Artık gizlemeye gerek yok.Ortada yok farz edilen bir Cumhurbaşkanı var.Tek adamlığına ABD’de tarafından son verilen Tayyip Bey var.
124) Tayyip Bey ve yakın çevresi “Dış güçler”den bahsediyor.”Yedirmeyiz” diyorlar.Bu dış güçler kimse açıklasınlar bilelim.
125) Tayyip Bey Sn.Gül’ü siyasetin dışına itmek için; Başkanlık, yarı Başkanlık, birkaç maddelik Anayasa vs. Bunlar boş işler.
126) Dedim ya, Ak Parti kendi içinde koalisyon. Önümüzde üç seçim var. Belediye, Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili seçimleri. Bu kaderi belirler.
127) Son 12 gündür yaşanan ve masum bir gençliğin başlattığı Gezi Parkı olayı sivil bir direniş olarak tüm Türkiye’ye yayıldı.
128) Sayın Cumhurbaşkanı ve Tayyip Beyin bu olaylar karşısındaki tutumu gayet net. Cumhurbaşkanı “Masum hak arayışı”olarak görüyor.
129)Tayyip Bey ise Gezi Parkı olayını “Bir kaç çapulcu” nun işi. “Yol ver gidelim,Taksim’i ezelim” sloganları ile yürüyor. Halkla inatlaşıyor.
130) Tayyip Bey alelacele bu mitingleri kime karşı yapıyor? Meydanlardaki gençlere karşı mı? HAYIR. Bunu iyi düşünün. Mesele başka.
131) Tayyip Bey son iki yıldır çizdiği profil. ABD, AB, Arap Ülkeleri liderlerini, İsrail’i, İran’ı, Rusya’yı çok rahatsız etti. Karar verildi.
132) “Bu dış güçlerin işi .Tayyip Beyi yedirmeyiz”Diyenler Dış güçleri açıkladım.Gezi Parkı ve Kuğulu Parktakiler mi sizi yiyecek?:))
Ak Partili Arkadaşlar “Dış güçler” diyor ya,hepsini saydım.Suriye’yi unuttum.Suriye kendi derdi ile meşgul.Hedef Gezi Parkı değil.
133) Sevgili Ak Parti’liler bu dış güçleri Tayyip Bey kendi yanlış politikaları ile meydana getirdi.Hepsinden arka arkaya kınama geliyor
134) Tayyip Bey için Gezi Parkı olayını yatıştırmak zor değildi.Bunu yapardı.Asıl meseleyi biliyor.Dünya Kamuoyunda hızla güç kaybediyor.
135)Türkiye siyaseti-ekonomisi kırılgandır.Göreceli başarılarlar, tek adamlık yapamazsınız.Dini-Milli duyguları kullanmak da bir yere kadar.”Bunlar camide içki içtiler, başörtülü kız kardeşimizi tartakladılar” ifadelerine mütedeyyin muhafazakar kesim inanmadı.Bunlar bir Başbakan’ın hiç söylememesi gereken sözlerdi ve çok tehlikeliydi.
136) Tayyip Bey, hazır bulduğu ve devam ettirdiği ekonomik tedbirlerin yanında Türkiye’nin hep aksayan yanı İnsan Haklarını unutmamalıydı.
137)Tayyip Bey ve içinden geldiği hareket de çok haksızlığa uğramıştı. Bu haksızlıklar karşısında onunla aynı fikirde olmayan sol,liberal vs. kesimler de destek vermişti.
138) Tayyip Beyin Partisi 3 Kasım 2002′de iktidar olduğundaki parti programı ve seçim beyyannamesi oldukça demokrattı.Her kesimi kucaklayacak bir oluşumu çağrıştırıyordu.
139) Tayyip Bey yerini sağlamlaştırdıkça,”Devlet ile akraba” oldu.Kendisine ve tabanına karşı zamanında kullanılan yöntemleri bu defa kendisi kullanmaya başladı.Halbuki, merkezdeki Türkiye ortalaması Tayyip Bey ve temsil ettiği (Değiştim diyen Tayyip Bey tabi) kesimin de merkeze taşınmasına destek olmuştu.
140) Türkiye’de bunlar yaşanırken, Tayyip Beyin Cumhurbaşkanı ile konuşması gerekmezmiydi? Arınç gitti görüştü Özür diledi. Özürün tersi oluyor.
141) Ana Muhalefet lideri, diğer partiler,kişiler, Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu vs.Cumhurbaşkanı ile görüştü.
142) Sayın Cumhurbaşkanı ile görüşenler Cumhurbaşkanı’nın tutumunu doğru bulduklarını ve desteklediklerini açıkladılar.Bunun bir izahı olmalı
143) Sayın Başbakan; Size karşı görüşü olan hiç mi olmayacak?%50′ye yapmadığınız hakaret kalmadı. Ağzınızdan çıkan kanun!Bu nasıl şey?
144) Sayın Başbakan; Hatırlıyormusunuz? AB’den gün almak için çırpınıyordunuz. Mecliste “Zina” görüşülüyordu.AB,′den arayıp iptal ettirdiniz.
145) Sayın Başbakan; Hatırlıyormusunuz? AB’den gün aldınız.Melih aynen dün yaptığı gibi size karşılama yaptı.Açık otobüste AB Fatihi diye halkı selamattı.Siz Melih’in oyununa hep düşüyorsunuz.
146) Sayın Başbakan; Bu halkın ne çapulculuğu,ne ayyaşlığı,ne ahlaksızlığı vs. kaldı.Hergün saatlerce tv’lerdesiniz.Herkesi tehdit ediyorsunuz
147) Sayın Başbakan; Size karşı yazı yazacak kimse bırakmadınız.Sabah-ATV satışı faciaydı.Bu yetmedi Show,Sky,Akşam ihalesiz Ciner Grubuna verildi.
148)Sayın Başbakan; Halk korku eşiğini aştı.Üzerlerine ateş açtırsanız dahi meydanlardan çekilmeyecekler.Siz sakin olun ve miting yapmayın (Bu yazı yazıldığında henüz mitingler yapılmamıştı)
149) Sayın Başbakan; Sayın Cumhurbaşkanı ile oturup konuşun.Cumhurbaşkanı Devletin-Millettin varlığı ve birliğini temsil ediyor.Bu olağanüstü bir durumdur.Devletin ortak aklına ihtiyaç var.
150) Sayın Başbakan;Milletvekillerinizi “3 dönem yaptınız hadi evinize”Diyorsunuz.Kendiniz Cumhurbaşkanı olmak istiyorsunuz.Siz de 3 dönem Milletvekili yapan arkadaşlarınız gibi siz de evinize gidin o zaman.Cumhurbaşkanı’nı da yok farz etmeniz yanlış.Siz köşke diğerleri eve…..
151) Sayın Başbakan; Siz Dünyada gerçekten büyük itibar kaybettiniz. Başkanlık, tek adamlığı falan bırakın.Sayın A.Gül ile oturup konuşun.Hergün saatlerce Televizyonlardasınız ve bağırarak konuşuyorsunuz.Halk artık sizden korkuyor ve nihayet korku eşiğini aştı.
152) Sayın Başbakan;Sayın Gül ile partiyi beraber kurdunuz.Şimdi “Bu parti benim” demenizin anlamı yok.Konuşun ve çözün.Halkı germeyin.Ak Parti’de çok değerli siyasetçiler var.Bu parti hizmete devam edebilir.Ama artık sizinle olmuyor.Arkadaşlarınız suskun ve özel ortamarda sizden rahatsızlıklarını anlatıyorlar.
153) Sayın Başbakan; Siz de epey tecrübe kazandınız.Şu an Sayın A.Gül’den daha deneyimli, donanımlı devlet adamımız yok.Cumhurbaşkanı’nı yok sayamazsınız.
154) Cumhurbaşkanı olma gibi bir arzunuz varsa, yol bu değil.Sayın A.Gül de Ak Parti’nin akli selim siyasetçileri de Türkiye’ye lazım.
155) Meydanlar kalabalıklar toplarım. Dünyaya gücümü göstereceğim.Fikrini size kim verdiyse yanlış.Diğer partiler Cumhurbaşkanını’na güveniyor.
156) Meydanlardakilerin temsilcileri ile görüşürüm.Kim bu temsilciler?Seçtiğiniz akil insanlar gibi mi olacak.Bunu 90 kuşağı gençlik yemez.
157) Sizin Bakanlarınız, milletvekilleriniz de rahatsız. Fikirlerini söyleyemiyorlar.Ama,bize konuşuyorlar.Kendinizi kandırmayı bırakın.
158) Son olarak;Sayın Cumhurbaşkanı ile bir araya gelin.Sorunu suhuletle çözün.Sayın Cumhurbaşkanı buna hazır.Bu gençlere de kıymayın.Unutmayın, gerginlik sürekli sizin aleyhinize olacak.
159) Yazacak yerimiz omadığı için bu platformu kullanıyoruz.Keşke daha çok yazan- çizen insanımız olsaydı.Böyle bir basınımız olsaydı!Sayın Başbakan, insanların özgürce fikrini söyleyeceği Tv, gazete nerdeyse bırakmadınız.Ayağınız tökezlediğini gün bunların hepsini karşınızda bulursunuz.Hepsinin Hükümetle işi var.Şimdilik sizin yanındalar.
160) Burda herkesi memnun etmek mümkün değil. Benimde öyle bir tarzım yok.Kalbinini kırdıklarım olduysa özür dilerim.Bunlar benim fikirlerim.Eleştriye de açık.

ABD-AB-TÜRKİYE….KİM NEYİ NİÇİN YAPIYOR ? / FEYZİ İŞBAŞARAN

ABD-AB-TÜRKİYE….KİM NEYİ NİÇİN YAPIYOR ?


1) Gezi Park’ı olaylarında polisin oratısız güç ve şiddet kullanıldığını kimler açıkladı ve kimler bu konuda Türkiye’yi uyardı? Buna bakalım.
2) Cumhurbaşkanı “Demokratik hak taleplerine karşı orantısız güç kullanılmamalı” B.Arınç “Polis ilk gün orantısız güç kullanmakla yanlış yaptı.Özür diliyoruz”
3) Başbakan Yurtdışındaydı ve yorum yapmıyordu.Olaylar devam etti.Ölümler ve Ağır yaralı ve yaralılar,tutuklamalar başladı, devam ediyor.
4) Yurtdışından kınamalar geldi.ABD,BM,AB ülkeleri göstericilere orantısız güç ve şiddet Uygulanmaması konusunda Türkiye’yi uyardı.Devam ediyor….
5) Avrupa Parlamentosu (AP) Gezi Parkı olaylarının devamı üzerine toplandı ve parlamentoda temsil edilen 5 siyasi gruba ait parlamenterler konuştular.
6) 5 Siyasi eğilime mensup parlamenterler Türkiye’nin uyarılması (Kınama da denilebilir) yönünde oy kullandı ve bir karar çıktı
7) Avrupa Parlamentosu bu kararı almadan önce ve sonra AB’den sorumlu Bakan veya Dıişleri Bakanı AB üyelerine bilgi verdi mi? Malesef Türkiye’de olup bitenleri Avrupa Parlamentosuna anlatacak kimse yoktu.
8) Hükümet bırakın Dünyaya ,AB’ye bilgi vermeyi,kendi halkına bilgi vermedi.Yazılı -Görsel medyayı susturdu.Ama Türkiye eski Türkiye değil.Demokratik hak ve özgürlük talebi olan insanlar Sosyal Medya (Twitter ve Facebook)üzerinden örgütlendi.
9) Sosyal medya (Facebook- Twitter ) Devreye girdi.Haber ve görüntüler durdurulamazdı.Herkes artık gazete, herkes tv haline geldi.Türkiye’deki gösterilerin haber ve görüntüleri Dünyaya geçti ve geçmeye devam ediyor.
10) Yabancı medya da Türkiye’ye gelmeye başladı ve haber-görüntü geçmeye başladı.Beyaz Saray ve AB liderleri uyarmaya devam etti.Bu durum 10.5 yıldır kesintisiz Başbakan olan ve bu süre içinde içerde ve dışarda bir “karizma” sahibi olan Başbakan’ı şok etti.
11) AB ile müzakerelere başlayan bir ülke iseniz “Sana ne? Halk benim değil mi istediğimi yaparım” Diyemezsiniz. Çünkü siz AB’ye üye olabilmek için bir çok uluslararası belgeye imza atmış ülkesiniz.Derseniz,müzakere durur zaten.
12) Obama’dan önce AB ile bir sorun yaşadığımızde,Beyaz Saray hemen devreye girerdi.ABD Dışişleri bakanı ve Başkan AB liderlerini arardı
13) ABD AB konusunda eskisi gibi ısrarlı değil.Başbakan’ın son seyahatine Obama Türkiye’nin rolünü yeniden tanımladı.Bu gözden kaçtı
14) Obama, Başbakan ile görüşmesinde, Türkiye’nin Ortadoğu ve İslam Dünyası bağlamında yeni bir görev,ABD-Türkiye ortaklığı vurgusu yaptı.
15) Demek ki, ABD’nin eskisi gibi Türkiye’nin AB’ye girmesi yönünde ısrarlı bir isteği,desteği yok.Peki AB konusunda biz ne yaptık? Biz müzakere tarihini aldıktan sonra ipe un serdik.AB’ye rest çekmeye başladık.”Biz de Ankara Kriterlerini uygularız” söylemi içerde slogana döndü.
16) Gayet iyi biliyoruz ki,AB’ye üyelik konusunda Almanya ve Fransa’dır.Almanya Başbakanı Merkel olaylarla ilgili Türkiye’yi uyardı.Merkel’in Türkiye ilgisi tabi ki diğer ülkelere göre farlı olacaktır.AB’de yaşayan nüfusumuzun büyük çoğunluğu Almanya’da yaşıyor ve Alman vatandaşı durumunda.
17) Başbakan Merkel’in muhatabı kim? Tabi ki bizim Başbakan.Cevap veren kim? AB’den sorumlu Bakan E.Bağış.Size garip gelmiyor mu? Bu durum en azında uluslararası siyasi nezakete aykırı.
18) AB’den sorumlu Bakan Merkel’e ne diyor? “Sarkozy bak.O da bize karşıydı şimdi balık tutuyor.Bunu sen de iyi düşün” Sarkozy’i sanki biz götürmüşüz:) Başka bir ülkenin seçimlerine müdahalayi hiç bir ülke kabullenmez.Bir Alman Bakan Başbakan Erdoğan’ı hedef alan demeçlerine ne cevap verilecekse, Alman Hükümeti de o cevabı verdi.
19) Bu söylem üzerine Almanya-Türkiye arasında kriz çıktı.Büyük Elçimizi Bakanlığa davet ettiler. Biz de karşılık olarak onların B.Elçisini Bakanlığa davet ettik.
20) Gelişmeler ne zaman oluyor? 3 Yıldır müzakere başlığının açılmadığı zamandan 3 gün önce.Pazartesi AB müzakerelerinde 22.Başlık konuşulacak ve başlığın açılıp açılmayacağına karar verilecek.(24 Haziran 2013)
21) AB müzakerelerinin 22. Başlığında ne var? “Bölgesel Politika” Yani çok hayati bir madde. 3 yıldan beri müzakereler durmuş durumda.AB müzakerelerine ya devam ya tamam denilecek.
22) AB ve Merkel ile bu durumdayken,ABD neden eskisi gibi telefon etmiyor.Obama’nın telefonuna Merkel hayır diyebilir mi? Diyemez tabi.Ama ne Obama ne de ABD Dışişleri Bakanı Kerry karışmıyor.
23) Bu maddelerin tamamını iyi okumanızı,bağlantıları iyi düşünmenizi rica ediyorum.AB ile yarın (24 Haziran 2013) konuşulacak müzakerenin 22. başlığı öncesi kişilerin,ülkelerin söylem ve davranışlarına dikkat ediniz. Fotoğrafın tamamını göreceksiniz.İnanılacak gibi değil !